Durum Gurbetlemesi 2

Floransa'ya gittim, Şahsımın bir numaralı şehridir Floransa bu memlekette, gerek rönesans dönemine başkentlik etmiş olması, gerek edebiyat çevresince kendine has bir ruhunun oluşu , Dante ve Petrarca'dan bahsetmeme gerek yok zaten; apayrı bir yer. Her gidişimde ayrı bir ruhla karşılıyor bu şehir. Bir çok yerini defalarca gezmişimdir, bu sefer bir kez daha  Santa Croce kilisesini gezdim , burası içinde mezarların olduğu, gerek mimarisi gerekse mezarların ruhu itibariyle dolu dolu bir kilise.  Altta görülen Galileo'nun mezarıdır:

.

Hayat Ağacı - The Tree of Life

Ve Séraphine'i düşün sevgilim... "Hayat ağacı"nı düşün, biz o kadar birikmiş miyizdir saksılarımızda... Toprağımız bol olsun, demem o ki, daha çok sevişelim, değil mi toprak toprağa, kokun kokuma, mavin mavime karışır -biz- sevişince.....


Gözlerde Pollock

Etrafımda onlarca göz bazen,bazen sen, bazen babam ve annem, bazen memleket, bazen yabancı gözler. Bazen kısa saçlı siyah bluzlu kadın,bazen komşunun demir kapısı, bazen pakistan'lı manav,bazen romanya'lı barmen, bazen her sabah kahvemi ve kekimi veren uzun saçlı bar sahibi romanya'lının  çalıştığı, bazen otobüs şoförüne iyi günler dediğimde  şaşkınlık fışkırtısı, bazen afrika'dan gelenlerin beyaz gerçekleri gün ışığında... açlık ve kimsesizlik...


Gözler işte böyle,yüzlerce göz var etrafımda, kıyafetime bakan, selamlayan, yüzümü süzen, cebimi gözleyen... Ama, sen bana Pollock'un gözleri gibi bak ateşte sevgili, sen öyle çizgi çizgi karış bana bakışlarınla,sarı tonları hakim yatağımızda, kırmızı ve yeşil bak, kör olalım ikisine de... Sen işte öyle bak bana ağzında sigarası Pollock'un tablosu gibi, ateşten gözlerinle bak/yak .......

Kandinsky

Kandinsky resimleri gibi hayatımız, simetrik olduğu kadar eğrilerin bir düzen tutturduğu; çizgilerin bir yerde kesiştiği ve bu demek oluyor ki başka bir yer-ler-inden de ayrıştığı, asla mükemmel olamayacak, hesapların aleni yapıldığı ama günahların gizlice not edildiği,barış kadar kine de yer veren bir garip tablo.



Ben kopyasını dahi yapamazken, yaşıyorum demem ne kadar mümkün, BEN demem ne kadar benlik barındırır içinde ? Nasıl bir kafa idi seninkisi be bayım, olmayacak duaya amin dedirtmek olmuş... İyi olmuş.... Bu arada, Freud'u dövmüş Lacan, en çok hayalarına,çocukluğuna ve rüyalarına vurmuş dedi gazeteler....

"Cinnet Bahçesi"- "Kaldı Orada"ya nazire....

Şifası kabuğunda bağladığım yaraların 
        soyduğum
          soyulduğum
            soyunduğum 
                 sevgilerde.


Çıkarıyorum erkekliğimi kadınlığından
          elde kalan 
            yolda kalan 
               dölde kalan.

Mart aylarını bekliyorum yine o şehirde
           kapılara baktıran
              kazma kürek kaptıran
                mezarlar kazdıran
                     kartonlarda yatanlara.

Dağ eteğini sıyırıyor rüzgarlarla
              döverek dizini
                 dönerek kıbleye
                    dönerek içini 
                            nehirlere.


İşte böyle öğreniyor her göz her yaşta
                ezber bozan
                   abdest bozan
                      cinnette cennet sayıklatan
                           ak me-r-me-r-ler üstüne.


Ne demeli
         sever misin 
             beni 
             şimdi
        sabaha mı bırakırsın ?








YOK

*Ellerinde kontrol listesi olanların seni-beni "tik"lemesine izin verdikçe, sözde,savunulan o toplumun hayalden öteye gidemeyeceğini hepimiz bilmeliyiz. Eksiği salt siyasilerde arayan ama öz dünyalarında kalem kağıt ellerinde  kriterlerine uydurma gayretinde olan, her istediklerinin olmasını bekleyen insanların var oluşunu da düşünsek ; ki önce kendimizden başlasak o bütüncül-bir olma mücadelesine. Sınav sistemlerini eleştirirken birbirimizi nasıl bir teste tabii tuttuğumuzu fark etsek; demem o ki, eleştiride bir bütünlük olsa. YOK ama değil mi.... Anılardan şikayet ederken aynı şeyleri yaşama gayreti içinde davranışlarımız olmasa mesela... YOK ama değil mi..... İçteki mükemmeliyet arayışını fizik dünyasında seyre çıkarak her ruhun varacağı ;YOK neticesi aynı sebeptendir oysa, kendi mükemmelliyetsizliği... Oysa mükemmel olmayışlarını nasıl da sever bir başkası; bilsek , YOK ama değil mi..... Nedir bu "ben" algısı, yoruyor seni-beni... Hazır kıta bekliyoruz emrinizi hazretleri ! Ne gönülden bir sevgi ama değil mi !




*Maviye İz Süren anmış ; sağ olsun. "Akıl açıcı" demiş,oysa kendime yetmez bir aklım var. Bir de, diyorum ki Mavi, " kelin ilacı olsa..." deyiminde neden kel'in çaresizliği-çelişkisi vurgulanır ; ne yani, kel insanları kendinden daha önemli görmüş ve tüm ilacını onlara vermiş olamaz mı ? Bize vermedi diye ilacı yok demek mi olur; belki bitmiştir ilacı ? Sualler,sualler , sualler.... 

* YOK, bir şiir kitabı , var eden bir kadını "nehir"iyle....Bakınız :