BAHAR BAHAR DURURSUN

Yirmi bir mart geldi işte
"şafakta verilmiş sözü vardı"
"aşk romanları okuyan ihtiyar"ın
pazarda bahar satı-lı-yor 
yaşlılar çocuklar güzel kadınlar 
sokaklara çıkıyor giyinip en güzel giysilerini 
yeniden doğmuşlar gibi 
gülüşleri aksak
kaç kilo basıyor  kalpleri
adımları kaç santim
bu bahar hangi adla çağırırlar kendilerini
Pindarus....

Kelimeler doğuyor yirmi birinde mart'ın 
kış bir kuluçkadır
aşk bir kuluçka
beyaz tüylü güvercinim
güneş herkese eşit doğar
ama eşit yakmaz herkesi


bahar doğurur ve
bırakır elimize çocuklarını 
bahar seçicidir
anne baba seçer


Biz belki bir
başka nisan'da iki
başka lisanda
sevişiriz yine bir bahar
ve sen bana bahar bahar durursun
y o o o o s m a a a m

Füruğ Ferruhzad'a Nazire 2

“ANOTHER BIRTH”

Life is perhaps an unknown
         we write through poems
        we look into hospital corridors
Suprising a new born child at the first gaze


Life is perhaps a fire we set our lives in to
                      Warmandhot
                     Fleshandblood
 Flowing hard trough

      war                       men                    heart


Life is perhaps drinking cup of tea
After a long run of yearning
A dried mouth
Full of callow words thirsty


Life is perhaps holding a pencil on a throat 
Killing every lie told under sun-
    light
           white
Writing for the alive 
  and 

      dead
               black.

Füruğ Ferruhzad'a Nazire


“THE WIND WILL TAKE US”

The wind has taken you
 To somewhere we will see one day
From somewhere we still don’t know
Within the shadow of an unknown
Wind blowing since our childhood
said goodbye
said welcome

that was the unknown
Watched you and me
When we commit a crime -love- at night
we touched his breath at dawn
Thinking we kiss the eternity
‘coz man allowed kissing only in shadow
Of an unknown breath
But only until
Only until we believe
The wind will take one of us
The wind has taken you


Now,my unknown shadow
These walks in the unknown streets
the stones I step on
even opening an umbrella                               
towards rain and sun                                                                            
that’s your illusion on my way
this is me unknown living through
fleshes of time
and you
my shadow my thank to sun
my swear to/o 

the wind  has taken you....




Dinleyin Abiler-ablalar:

Dozaj

*Nasılsa sonumuz toprak diyerek başlayıp girmiyor muyuz  en büyük günahlara
 Oysa bizi bulutlara gömsünler isterdim sevgilim...


* Biliyorsun,öyleyse,yalnızsın.



*Ekim'de bir pazar'da öldün sen, şimdi çanlar benim için çalıyor. 

*Sana aldığım kitapları boş ver 
 içimi oku;
 el aleme değil
 artık hep canıma oku.








Geçenlerde...

Geçenlerde ayı aldım bir gece koynuma,uyudum,uyandım,uyudum,uyandım....Gitmişti... Sonra yandım kaldım,yıldız oldum gökte sallandım,düştüm yere kimileri bana bakıp dilek tutsun diye.... Soru: Yıldızlar kaydı diye sevinilir mi ulan !?


Geçenlerde bu yabancı diyarda adımladım avuç içlerim terledi. Titret ellerim yoktu artık ve grlarda kahve içmeyi adet edinmiş ağzım da iyi kelam yapıyordu ama gel gör ki sokakları avuçlarım terleye terleye dolaştım dört ayağımla.Soru: avuç içleri nasıl terler ? 

Geçenlerde,şöyle etrafıma bir baktım, kültür şokuna girdim çıktım,girdim çıktım.Kültür şoku küfür şokuna sebep oldu... Hastaneye kaldırıldım aşırı şoktan,serum verdiler, memleket serumu. Sıcak bazlama tereyağlı,bol köpüklü ayran. Soru: Kültür şokuna girilir mi, kültür dediğin şok olur....şeyinden... yani , girer mi adamım içine sağdan soldan ?

Geçenlerde, yolda kırmızı saçlı bir hatun kişi gördüm, ak benizli, kibar küpeli, bağıra bağıra telefonda konuşuyordu, arabalar durmuştu, ışık da kırmızıydı, yanında bir araba vardı kırmızı,dişlerinin arasından çıkan kelimeler neydi,nasıl da öfkeliydi ki dudakları,tanrım,dudakları öfke gibi kırmızı. Soru: Kırmızı erotik bulmamıza Sade ne der , bilen söylesin abiler !? Kırmızı yokken erotizmin rengi ne idi ? Erotizm yokken kırmızı neyin rengiydi ? .......

Geçenlerde, karnım acıktı, ucundan hasret yiyordum günlerdir, tatlı niyetine kısacık görüş günleri, kulağımda kapı zili,duvarda asılı sarı kağıtlara yazılı notlar, çocukluk tablosu, rafta o kitap... Şöyle baktımda, sanki mutfaktaydım , açlıktan kırılmaktaydım da tepsisi elinde Justine ve Juliet.... Soru : Bu da mı gol değil ?

Geçenlerde, Yazgan ile konuştum, annesini mutlu eden evlad Yazgan,zamanının yanından akıp gittiğini, kadınların mutluluğu satın aldırdıkları dünyada annesini mutlu etmiş Yazgan...Annesi tespit koymuştu " dünyada sessiz bir yer yok mu, hastaneler gürültülü,sokaklar da!", ne rahatsız edici. Biz fark etmiyorduk işte dedim,fark etmiyorduk çünkü şartladılar bizi belirli gün ve haftalar merasimlerine,bin bir aletin markasına, kadının....dilim varmadı... Tespit koydu Yazgan 
"yukardan bakıyordum geçip gidenler 
o kadar meşgulüz ki ne gidecek yerimiz bitiyor ne de yol
ya da yol yok biz debeleniyoruz boşlukta
bir bakmışız aynı yerdeyiz ama biz değiliz
çünkü her zaman meşgulüz yapacak çok işimiz var"



Geçenlerde boynunda mor mu demeli lila mı demeli halkası olan bir güvercin öyle kibarca kanat çırparak yükseliverdi göklere,gün mevsim normallerinin üzerinde sıcak, gök alabildiğine özgürlük şarkısı bağırıyordu, çocukların çizdiği buluttan hayvanlar uçuşuyordu başucumda, elimi uzattım, kuş sanki omzunun üstünden sen de gel dercesine baktı,mümkün müydü ? Mümkündü elbette, "yabancım dedim,yabancım, sevgili arkadaşım, ben şimdi buradayım ya, olmayabilirim az sonra...." Soru: Ben bir zamandır soruyorum kendime, yabancılığı nasıl uzatırız ? (Burada açıklama şart: demem o ki, bir yerden sonra yaşıyor olmak dahi bir rutin halini alırken, bundan bağımsız bir yaşam,davranış biçimi mümkün mü ? )


Geçenlerde, geçmedi gitti saatler, dişim bir ağrıdı, hemen yatağının kenarına başımı koyuverdim, uykudan uyandırdım onu, yollara düştüm, acımdan koşabilirdim akdenize kadar istesem, istemedim, acı işimi görüyordu, acıdığımda o içimi görüyordu işte. Şimdi, dişim acısa da koşsam diyorum marmaraya kadar, başımı koysam yine yatağının kenarına. Soru: Diş ağrısının kalp ağrısına denk olduğuna dair tezi vardı bir şairin,öldü mü ?

Geçenlerde, aslında hiç geçmeyen bir zaman diliminde yani,oturdum düşündüm, Çin şiirini, Li Bai, Bai Juyi, Du Fu. Kağıdın kıt olduğu zamanlarda insanlar ifadelerini kısa tutmak zorunda kalarak şair olmuşlar ki devlet memurları dahi iyi şiir yazanlardan seçilirmiş. Soru: Bir memur işe alım mülakatında soracak olsan hangi şiiri sorardın mesela ?


Geçenlerde ; bu "geçenlerde..." yazısını yazdım ben, aslı kağıtta bir yerlerde, böyle bir yazı serisi olur diyerek düşündüm buraya da yazdım işte. Soru : Yazdım da bir b*k mu oldu sanki ? 

Şarkı dinleyin abiler ablalar :






Bana Özel

Hep derim sevgili
kimse bilmesin bizi
kimse bilmesin seni

Başkaları dediğin zaten sürgündür
 kilit vurur her şeye 
elleri sözleri gözleri

Başka'mız olmadan bak 
ne kadar güzelsin 

hadi boyayalım bizi 
seni mavi
beni siyah 
bir ev beyaz
kapısı ak 
penceresi deniz 
içinde okyanuslar
içinde inciler
kimsenin giymediği



Bob Ross Misali Nazire




Şuraya her gece huzursuz yatan birini çizelim, dün uyuyamamış olsun, hatta bugün de uyuyamamış olsun, yatakta sağa sola dönerken çizelim....

burada da bir ay varmış baş ucunda, gölgesinde de bir yıldız saklanmış olsun; o sırada dünyada bir yerde bir çocuk, belki sokakta uyuyor belki bir toprak evin damında belki bir gökdelende bu manzarayı izliyor olsun....

Şurada da bir tane kadın çizelim, alımlı mı alımlı olsun. Böyle saçları uzun ve kızıl olsun. Gözlerini badem yapalım.Elleri minik, memeleri dolgun olsun... Yok bunu silelim.... Normal olsun; köylü bir güzel olsun, çemberi işlemeli, yanakları kızarmış ....

Burada da dere olsun,içinde köy çocuklarının yüzmeyi öğrendiği yaz günlerinde. Dere boyu yeşil olsun. Yarpız olsun, gerdeme olsun.....

Şuraya, yaşayıp yaşayıp pişman olan, yarın yine pişman olacak bir akıl çizelim.... Bir de can dostu olsun, en kıymetli kararları vermesine yardımcı olan biri, kalp olsun o da.... Soru işaretleri dolu bir biyolojik atmosfer yaratalım.....

Şuraya da imzamızı atalım, iz bırakalım ; öldükten sonra birileri Bob amcayı hatırlasın da, ona yazılar yazsın diye.....

Ak / ardım



Çeşmede su gibi ak
Ardım
Dım
Dım
 İçine
İç
inin
İç
İne
İne
İn
Erdim içine
Erdim sana erikler gibi
Can



Erkektim
Ağlamaz
Dım
Dım
Dım
Akar
Dım
Dım
   İçine…






Kulak ver:


Gece Düzmecesi



"Omnes vulnerant ultima necat"

Anlıyorsun değil mi

Kalmaya geldim....

Saçma teati


Mananın görünmezliği onu varoluşuna götürür, var olan madde yok olmaya mecburdur , çünkü olmak esastır ölmek için. Derdin bile manası ağırdır kendisinden ! Aşk dediğin nedir ki mesela , etimizde bir toplu iğne başı kadar yara oysa... İnsan işte Papaz efendi, erişemediği manaya b*k atar, kötüler. Bu manada İnsan  çok güçlü bir acizdir. Burada iki çıkmaz var. Burada ikirciklik var tümcede. İnsan hem güçlüdür, hem acizdir. Diğer meal ise, acizdir ama en güçlü acizliklerden bir tanesidir onunki. İnsan güçlüdür ama aciz olacak kadar güçlüdür; yetmez maddesini aşmaya gücü manaya doğru. İnsan acizdir ama güçlüdür, ondan işte acizliğini yenmek için yer yer savaşır manasıyla; var oluş dediğin burada gerçekleşir. Acizliğini güç bilmek var eder manasını, güçlü bir acizlik maddeyi bile yer bitirir belki de.... Belki de sadece parçalandığı zaman ortaya çıkar manası maddenin ama insan işte bu acizliktendir ki kendini ne parçalar ne parçalatır kendinden başkasına ; kendi zaten kendinden yanadır, kendini parçalamasını beklemek fazla hayal gücü ister. Hayal gücü ölümdür bir başka mealde. İnsan ölür mesela, toprak olur, dünya olur. İşte bu yüzden dünya, ölülerden ibarettir bir yerde; bu yüzden Sürrealistlere saygı duyun !








- Bu duvar halısına dair bir anın yoksa zihninde sus bence ; aynı neslin çocukları değilizdir seninle !(affolsun ayrımcılık)

Bilin

ÖĞRETMENLER şiirinin sonunda Parra birden Kafka oluverir, dönüşüverir yaşlı bir böceğe... Bilinsin...