Ajans


" Beyaz haberler

 biriktiriyorum 

kardeşlerim" 



 Zarif'ce.....

Her şeyin sonu ÇÖP ! Tüketiyorum, öyleyse varım !

Filmin dediği gibi her şeyin başı suysa,sonu çöp. Yer yer dönüp okuduğum şu metni paylaşmak istedim. Link bağlıdır, tıklamak kafi....


" Çöpünü söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim "

 

Bir de şu ilk kısmını paylaştığım filme göz atınız :

 

" Trenler de Gecikir "



insan sessizlikte ve asansörlerde yaşlanmıyorbizim için cennetten yer ayırtacak diye uğurluyorsun ölüleriinsan haksızlığı ve atların titreyişini sevmiyorçünkü tatlı tatlı yaşlanmanın da keyfi yokkimsenin kimseye aşkıortadoğu’da planları altüst etmiyor
mermisini evde unutmuş avcının şaşkınlığınamlunun ucundaki kuşun hakikatine kaderüzülme sen en güzel yarının bir öncesisinsen en kötü günün ta kendisisinen güzel gün gelmedenasla şiir sevmemelisin
sen şiir seversen uçaklar hakikate düşersen hepimizin yağmuru olsan seni sevmezdikkimsenin yağmuru kimsenin sevgisine göre değil zaten
annen çaya tek şeker atardıçayın bile çığlığını öpsün diyeyüzü yere bakan dağları gösterirdi sanaincinmiş iki çirkin haydut olurdukmisafire çam kokulu ve süslü yorganlar çıkartantaşra kadınlarını anlatmak istemek, şiirdir
sus ve en kırgın ismini sakla herkeslerdendaha büyümeye niyetlenmemişsintali yolları kullanıyorsun, iyisana suyu hıfzetmekbana apansız, bana gücenik belalar kaldı
yer yatağındaki tarağı erkeğin akrep sanılırsen ki kayıp kafiyeyi aramahasan’la hüseyin’e devam etvefadır adı bununtrenler gecikirse, görüşürüz



Mustafa Akar



Not: Ben de bir trenden idim ve gecikmiştim çoğu kez; "buysa çok fazla" ! Bilirsiniz  son yıllarda her şey dakik, özellikle trenler ! Zamanlamaların da manası olmalı gitmek ve gelmek gibi ; şimdi totem yapıp bir tütün yakmalı hem öyle şairin dediği gibi "sabaha kadar yandı durdu" cinsinden değil, sırf zamanında gelsin diye trenler. Tütününüz bol olsun, ateşiniz sağlam. Tren geldi ve ak'dan kara'ya  yol olmakta, mizansen güzel;  hadi o zaman,atlayın ! 






Garp içlenmesi

-Yüzümde bir şey eksik
 Bir şey neşeli
 Bir şey karamsar
 Bir şey sen de ve ben de var
 Bir şey içinde gelecek
 Gelecek yağmur
 Yağıyor
 Bu iyiye işaret,

 İyi şeyler olacak


- Kan hayattır,
  Bu
  A
  Kan
  Kan
  Akan
  Kan
  A
  Kan
  A
  Kan
  Kudur
  Dur
  Gurur
  Kuduz
  Dur
  B
 Ana 


-D/ölü toprağa düşen bir canlı insan
 Ne desen !
 Ne ben
 Hem  de sen

Ne senden büyük bir boşluk
Ölerek doldurmaya çalışıyorsun
Gökyüzünü kirpikleri arasından gören toprağı


 -   Kırılgandır erkeklerimiz, erkekliğimiz değil

-     - Turuncu tarağın olmalı sevgilim, turunç kokan ellerinin yanında.

      



Durum Gurbetlemesi 2

Floransa'ya gittim, Şahsımın bir numaralı şehridir Floransa bu memlekette, gerek rönesans dönemine başkentlik etmiş olması, gerek edebiyat çevresince kendine has bir ruhunun oluşu , Dante ve Petrarca'dan bahsetmeme gerek yok zaten; apayrı bir yer. Her gidişimde ayrı bir ruhla karşılıyor bu şehir. Bir çok yerini defalarca gezmişimdir, bu sefer bir kez daha  Santa Croce kilisesini gezdim , burası içinde mezarların olduğu, gerek mimarisi gerekse mezarların ruhu itibariyle dolu dolu bir kilise.  Altta görülen Galileo'nun mezarıdır:

.

Hayat Ağacı - The Tree of Life

Ve Séraphine'i düşün sevgilim... "Hayat ağacı"nı düşün, biz o kadar birikmiş miyizdir saksılarımızda... Toprağımız bol olsun, demem o ki, daha çok sevişelim, değil mi toprak toprağa, kokun kokuma, mavin mavime karışır -biz- sevince.....





Şimdi renklerimiz karışsın istiyorum birbirine,köklerimizden bağlı olduğumuz kan ile içelim sevmenin sonsuz suyunu. Bir tablo gibi dur öyle başucumda, rengini evrenin en güzel şiirlerinden almış gözlerine doyasıya bakmak isterim her gün . Seraphine'nin elleriyle boyasını yaptığı ve rengini doğanın göbeğinden almış şu tablo gibi mesela, adeta topraktan yükselen alevlerin sardığı gökyüzünü andıran bu görüntüde olduğu gibi, yak dünyamı baştan aşağıya. Pişen topraktır, pişen canımdır, pişen gizli gamzelerine bağladığım umutlarımdır. Hadi, bir dal uzat ömrüme sevgilim, yeşilinden bir dem alalım baharın ve bırak kışlar beyaz severlerin olsun. 

Gözlerde Pollock

Etrafımda onlarca göz bazen,bazen sen, bazen babam ve annem, bazen memleket, bazen yabancı gözler. Bazen kısa saçlı siyah bluzlu kadın,bazen komşunun demir kapısı, bazen pakistan'lı manav,bazen romanya'lı barmen, bazen her sabah kahvemi ve kekimi veren uzun saçlı bar sahibi romanya'lının  çalıştığı, bazen otobüs şoförüne iyi günler dediğimde  şaşkınlık fışkırtısı, bazen afrika'dan gelenlerin beyaz gerçekleri gün ışığında... açlık ve kimsesizlik...


Gözler işte böyle,yüzlerce göz var etrafımda, kıyafetime bakan, selamlayan, yüzümü süzen, cebimi gözleyen... Ama, sen bana Pollock'un gözleri gibi bak ateşte sevgili, sen öyle çizgi çizgi karış bana bakışlarınla,sarı tonları hakim yatağımızda, kırmızı ve yeşil bak, kör olalım ikisine de... Sen işte öyle bak bana ağzında sigarası Pollock'un tablosu gibi, ateşten gözlerinle bak/yak .......



Kandinsky

Kandinsky resimleri gibi hayatımız, simetrik olduğu kadar eğrilerin bir düzen tutturduğu; çizgilerin bir yerde kesiştiği ve bu demek oluyor ki başka bir yer-ler-inden de ayrıştığı, asla mükemmel olamayacak, hesapların aleni yapıldığı ama günahların gizlice not edildiği,barış kadar kine de yer veren bir garip tablo.Mükemmelin keskin uçları asla yan yana gelemiyor,biliyoruz.Her gün biraz daha denediğimiz "yeni"ler ile de bir yere varamayacağımız kesin. Bir distopya yazalım hadi, yıkalım uçları ve mevcut tüm renkleri.





Ben kopyasını dahi yapamazken, yaşıyorum demem ne kadar mümkün, BEN demem ne kadar benlik barındırır içinde ? Nasıl bir kafa idi seninkisi be bayım, olmayacak duaya amin dedirtmek olmuş... İyi olmuş.... Bu arada, Freud'u dövmüş Lacan, en çok çocukluğuna ve rüyalarına vurmuş dedi gazeteler....

"Cinnet Bahçesi"- "Kaldı Orada"ya nazire....

Şifası kabuğunda bağladığım yaraların 
        soyduğum
          soyulduğum
            soyunduğum 
                 sevgilerde.


Çıkarıyorum erkekliğimi kadınlığından
          elde kalan 
            yolda kalan 
               dölde kalan.

Kış aylarını bekliyorum yine o şehirde
           kapılara baktıran
              kazma kürek kaptıran
                mezarlar kazdıran
                     kartonlarda yatanlara.

Dağ eteğini sıyırıyor rüzgarlarla
              döverek dizini
                 dönerek kıbleye
                    dönerek içini 
                            nehirlere.


İşte böyle öğreniyor her göz her yaşta
                ezber bozan
                   abdest bozan
                      cinnette cennet sayıklatan
                           ak mermerler üstüne.


Ne demeli
         sever misin 
             beni 
             şimdi
        sabaha mı bırakırsın ?








YOK

*Ellerinde kontrol listesi olanların seni-beni "tik"lemesine izin verdikçe, sözde,savunulan o toplumun hayalden öteye gidemeyeceğini hepimiz bilmeliyiz. Eksiği salt siyasilerde arayan ama öz dünyalarında kalem kağıt ellerinde  kriterlerine uydurma gayretinde olan, her istediklerinin olmasını bekleyen insanların var oluşunu da düşünsek ; ki önce kendimizden başlasak o bütüncül-bir olma mücadelesine. Sınav sistemlerini eleştirirken birbirimizi nasıl bir teste tabii tuttuğumuzu fark etsek; demem o ki, eleştiride bir bütünlük olsa. YOK ama değil mi.... Anılardan şikayet ederken aynı şeyleri yaşama gayreti içinde davranışlarımız olmasa mesela... YOK ama değil mi..... İçteki mükemmeliyet arayışını fizik dünyasında seyre çıkarak her ruhun varacağı ;YOK neticesi aynı sebeptendir oysa, kendi mükemmelliyetsizliği... Oysa mükemmel olmayışlarını nasıl da sever bir başkası; bilsek , YOK ama değil mi..... Nedir bu "ben" algısı, yoruyor seni-beni... Hazır kıta bekliyoruz emrinizi hazretleri ! Ne gönülden bir sevgi ama değil mi ! Haydi içinizdeki uykuya devam...







* YOK, bir şiir kitabı , var eden bir kadını "nehir"iyle....Bakınız :







BAHAR BAHAR DURURSUN

Yirmi bir mart geldi işte
"şafakta verilmiş sözü vardı"
"aşk romanları okuyan ihtiyar"ın
pazarda bahar satı-lı-yor 
yaşlılar çocuklar güzel kadınlar 
sokaklara çıkıyor giyinip en güzel giysilerini 
yeniden doğmuşlar gibi 
gülüşleri aksak
kaç kilo basıyor  kalpleri
adımları kaç santim
bu bahar hangi adla çağırırlar kendilerini
Pindarus....

Kelimeler doğuyor yirmi birinde mart'ın 
kış bir kuluçkadır
aşk bir kuluçka
beyaz tüylü güvercinim
güneş herkese eşit doğar
ama eşit yakmaz herkesi


bahar doğurur ve
bırakır elimize çocuklarını 
bahar seçicidir
anne baba seçer


Biz belki bir
başka nisan'da iki
başka lisanda
sevişiriz yine bir bahar
ve sen bana bahar bahar durursun
y o o o o s m a a a m

Füruğ Ferruhzad'a Nazire 2

“ANOTHER BIRTH”

Life is perhaps an unknown
         we write through poems
        we look into hospital corridors
Suprising a new born child at the first gaze


Life is perhaps a fire we set our lives in to
                      Warmandhot
                     Fleshandblood
 Flowing hard trough

      war                       men                    heart


Life is perhaps drinking cup of tea
After a long run of yearning
A dried mouth
Full of callow words thirsty


Life is perhaps holding a pencil on a throat 
Killing every lie told under sun-
    light
           white
Writing for the alive 
  and 

      dead
               black.

Füruğ Ferruhzad'a Nazire


“THE WIND WILL TAKE US”

The wind has taken you
 To somewhere we will see one day
From somewhere we still don’t know
Within the shadow of an unknown
Wind blowing since our childhood
said goodbye
said welcome

that was the unknown
Watched you and me
When we commit a crime -love- at night
we touched his breath at dawn
Thinking we kiss the eternity
‘coz man allowed kissing only in shadow
Of an unknown breath
But only until
Only until we believe
The wind will take one of us
The wind has taken you


Now,my unknown shadow
These walks in the unknown streets
the stones I step on
even opening an umbrella                               
towards rain and sun                                                                            
that’s your illusion on my way
this is me unknown living through
fleshes of time
and you
my shadow my thank to sun
my swear to/o 

the wind  has taken you....




Dinleyin Abiler-ablalar:

Dozaj

*Nasılsa sonumuz toprak diyerek başlayıp girmiyor muyuz  en büyük günahlara
 Oysa bizi bulutlara gömsünler isterdim sevgilim...


* Biliyorsun,öyleyse,yalnızsın.



*Ekim'de bir pazar'da öldün sen, şimdi çanlar benim için çalıyor. 

*Sana aldığım kitapları boş ver 
 içimi oku;
 el aleme değil
 artık hep canıma oku.








Geçenlerde...

Geçenlerde ayı aldım bir gece koynuma,uyudum,uyandım,uyudum,uyandım....Gitmişti... Sonra yandım kaldım,yıldız oldum gökte sallandım,düştüm yere kimileri bana bakıp dilek tutsun diye.... Soru: Yıldızlar kaydı diye sevinilir mi ulan !?


Geçenlerde bu yabancı diyarda adımladım avuç içlerim terledi. Titret ellerim yoktu artık ve grlarda kahve içmeyi adet edinmiş ağzım da iyi kelam yapıyordu ama gel gör ki sokakları avuçlarım terleye terleye dolaştım dört ayağımla.Soru: avuç içleri nasıl terler ? 

Geçenlerde,şöyle etrafıma bir baktım, kültür şokuna girdim çıktım,girdim çıktım.Kültür şoku küfür şokuna sebep oldu... Hastaneye kaldırıldım aşırı şoktan,serum verdiler, memleket serumu. Sıcak bazlama tereyağlı,bol köpüklü ayran. Soru: Kültür şokuna girilir mi, kültür dediğin şok olur....şeyinden... yani , girer mi adamım içine sağdan soldan ?

Geçenlerde, yolda kırmızı saçlı bir hatun kişi gördüm, ak benizli, kibar küpeli, bağıra bağıra telefonda konuşuyordu, arabalar durmuştu, ışık da kırmızıydı, yanında bir araba vardı kırmızı,dişlerinin arasından çıkan kelimeler neydi,nasıl da öfkeliydi ki dudakları,tanrım,dudakları öfke gibi kırmızı. Soru: Kırmızı erotik bulmamıza Sade ne der , bilen söylesin abiler !? Kırmızı yokken erotizmin rengi ne idi ? Erotizm yokken kırmızı neyin rengiydi ? .......

Geçenlerde, karnım acıktı, ucundan hasret yiyordum günlerdir, tatlı niyetine kısacık görüş günleri, kulağımda kapı zili,duvarda asılı sarı kağıtlara yazılı notlar, çocukluk tablosu, rafta o kitap... Şöyle baktımda, sanki mutfaktaydım , açlıktan kırılmaktaydım da tepsisi elinde Justine ve Juliet.... Soru : Bu da mı gol değil ?

Geçenlerde, Yazgan ile konuştum, annesini mutlu eden evlad Yazgan,zamanının yanından akıp gittiğini, kadınların mutluluğu satın aldırdıkları dünyada annesini mutlu etmiş Yazgan...Annesi tespit koymuştu " dünyada sessiz bir yer yok mu, hastaneler gürültülü,sokaklar da!", ne rahatsız edici. Biz fark etmiyorduk işte dedim,fark etmiyorduk çünkü şartladılar bizi belirli gün ve haftalar merasimlerine,bin bir aletin markasına, kadının....dilim varmadı... Tespit koydu Yazgan 
"yukardan bakıyordum geçip gidenler 
o kadar meşgulüz ki ne gidecek yerimiz bitiyor ne de yol
ya da yol yok biz debeleniyoruz boşlukta
bir bakmışız aynı yerdeyiz ama biz değiliz
çünkü her zaman meşgulüz yapacak çok işimiz var"



Geçenlerde boynunda mor mu demeli lila mı demeli halkası olan bir güvercin öyle kibarca kanat çırparak yükseliverdi göklere,gün mevsim normallerinin üzerinde sıcak, gök alabildiğine özgürlük şarkısı bağırıyordu, çocukların çizdiği buluttan hayvanlar uçuşuyordu başucumda, elimi uzattım, kuş sanki omzunun üstünden sen de gel dercesine baktı,mümkün müydü ? Mümkündü elbette, "yabancım dedim,yabancım, sevgili arkadaşım, ben şimdi buradayım ya, olmayabilirim az sonra...." Soru: Ben bir zamandır soruyorum kendime, yabancılığı nasıl uzatırız ? (Burada açıklama şart: demem o ki, bir yerden sonra yaşıyor olmak dahi bir rutin halini alırken, bundan bağımsız bir yaşam,davranış biçimi mümkün mü ? )


Geçenlerde, geçmedi gitti saatler, dişim bir ağrıdı, hemen yatağının kenarına başımı koyuverdim, uykudan uyandırdım onu, yollara düştüm, acımdan koşabilirdim akdenize kadar istesem, istemedim, acı işimi görüyordu, acıdığımda o içimi görüyordu işte. Şimdi, dişim acısa da koşsam diyorum marmaraya kadar, başımı koysam yine yatağının kenarına. Soru: Diş ağrısının kalp ağrısına denk olduğuna dair tezi vardı bir şairin,öldü mü ?

Geçenlerde, aslında hiç geçmeyen bir zaman diliminde yani,oturdum düşündüm, Çin şiirini, Li Bai, Bai Juyi, Du Fu. Kağıdın kıt olduğu zamanlarda insanlar ifadelerini kısa tutmak zorunda kalarak şair olmuşlar ki devlet memurları dahi iyi şiir yazanlardan seçilirmiş. Soru: Bir memur işe alım mülakatında soracak olsan hangi şiiri sorardın mesela ?


Geçenlerde ; bu "geçenlerde..." yazısını yazdım ben, aslı kağıtta bir yerlerde, böyle bir yazı serisi olur diyerek düşündüm buraya da yazdım işte. Soru : Yazdım da bir b*k mu oldu sanki ? 

Şarkı dinleyin abiler ablalar :






Bana Özel

Hep derim sevgili
kimse bilmesin bizi
kimse bilmesin seni

Başkaları dediğin zaten sürgündür
 kilit vurur her şeye 
elleri sözleri gözleri

Başka'mız olmadan bak 
ne kadar güzelsin 

hadi boyayalım bizi 
seni mavi
beni siyah 
bir ev beyaz
kapısı ak 
penceresi deniz 
içinde okyanuslar
içinde inciler
kimsenin giymediği



Bob Ross Misali Nazire




Şuraya her gece huzursuz yatan birini çizelim, dün uyuyamamış olsun, hatta bugün de uyuyamamış olsun, yatakta sağa sola dönerken çizelim....

burada da bir ay varmış baş ucunda, gölgesinde de bir yıldız saklanmış olsun; o sırada dünyada bir yerde bir çocuk, belki sokakta uyuyor belki bir toprak evin damında belki bir gökdelende bu manzarayı izliyor olsun....

Şurada da bir tane kadın çizelim, alımlı mı alımlı olsun. Böyle saçları uzun ve kızıl olsun. Gözlerini badem yapalım.Elleri minik, memeleri dolgun olsun... Yok bunu silelim.... Normal olsun; köylü bir güzel olsun, çemberi işlemeli, yanakları kızarmış ....

Burada da dere olsun,içinde köy çocuklarının yüzmeyi öğrendiği yaz günlerinde. Dere boyu yeşil olsun. Yarpız olsun, gerdeme olsun.....

Şuraya, yaşayıp yaşayıp pişman olan, yarın yine pişman olacak bir akıl çizelim.... Bir de can dostu olsun, en kıymetli kararları vermesine yardımcı olan biri, kalp olsun o da.... Soru işaretleri dolu bir biyolojik atmosfer yaratalım.....

Şuraya da imzamızı atalım, iz bırakalım ; öldükten sonra birileri Bob amcayı hatırlasın da, ona yazılar yazsın diye.....

Ak / ardım



Çeşmede su gibi ak
Ardım
Dım
Dım
 İçine
İç
inin
İç
İne
İne
İn
Erdim içine
Erdim sana erikler gibi
Can



Erkektim
Ağlamaz
Dım
Dım
Dım
Akar
Dım
Dım
   İçine…






Kulak ver:


Gece Düzmecesi



"Omnes vulnerant ultima necat"

Anlıyorsun değil mi

Kalmaya geldim....

Bilin

ÖĞRETMENLER şiirinin sonunda Parra birden Kafka oluverir, dönüşüverir yaşlı bir böceğe... Bilinsin...