Bir ergenlik sendromu ilacı olarak HALUK LEVENT ...

Bir yandan Şebnem sevgimiz doruklardayken bir yandan Antalya aşığı Haluk abimiz ergen yıllarımızda hep bizimleydi. Barış abi ile ıspanak yedik ama Haluk ile de kafa salladık sık sık geldiği Antalya konserlerinde. Bon Jovi "always" derdi, biraz da "imagine" vardı, 2pac'sız da olmazdı hani . Özetle, büyüdük ve kirlenmek güzeldi. Kirlendikçe güzelleşti o yıllara ait her şey "biz" hariç...

Anlamadılar işte o zamanlar. Ergendik lan, eriyorduk velhasıl. Ya olgunluğa erişmekti bu yahut mum misali tükenmek. Bunu gelecek yıllar gösterecekti.

Pazartesi sendromu yoktu o zamanlar henüz, biz dolup taşardık içimizden dışımıza.
Cumartesi ise sonrasındaydı Pazartesi'li yılların ama mekan ayırmayan sevgileri işaret ediyordu; gözden ırak gelecek gönüle yakındı.

Ergendik işte, öyle bir ateş vardı ve o ateş sönmezdi.
Aklımız saftı,ruhumuz saftı o zamanlar. Renk seçmezdik, kimi sevsek ela gözlüydü işte.
Asiydik; oyunu fark ettik,sevenler ağlarmış.

Ufaktan başladı kayıplar, kim göz göre göre, kimi bir gece vakti.


*Ölmek için yaşamak zorunda olduğumuz yurdum "istatistik"lerine göre ortalama 65 yıllık bir ömür var. Velhasıl Papaz efendi, ölmek öyle kolay değil,ki, en başta ölümlerden ölüm beğenmek gerekir. Bizi hayatta tutan bu tercihsizlik değil midir ?

* Kapıdan içeri girdi karanlık evine. Kandile doğru yürüdü ve bir kibrit ile yaktı. Aydınlanan sahnede derin bir nefes aldı cigarasından. " Günü gelince gidiyorum elveda şarkısı,tamam, öyle mi ? " sonra aynaya doğru yürüdü usul adımlarla. Aynada kendine baktı ve derin bir nefes daha cigarasından sonra tükürdü kendi yüzünün yansımasına bakarak."Dümenci herif! Öleceksin diye korkudan ödün patlıyor ! Bütün numaran da bunu örtmek için zaten. Muslihittin iyi adamdı,üç çocuğu, karısı, baldızı, kaynatası,arkadaşları vardı. Yalnız değildi. İyi kötü sevmiş,sevilmiş, ömrünü heder etmemişti. Yaaa,Anladın mı Kazım ,anladın mı anam-babam-kardeşim..arkadaşım Kazım..." 

* En büyükler listesine neler koymuyoruz ki Doktor,en büyük Şaban ulan; defol git mahallemizden....


Düzen - baz

*Delilik dişidir, övünç erkeksi. Deliren bir erkek her şeyin bir rahimden çıktığını anlamaya başlamıştır; doğurgan bir doğadır gözlerin alabildiğince seyrine sunulmuş,bunu anlar. Bu keşif delirtir, bu keşif doğurmaktan daha çılgıncadır. Dişi üretkendir, dişi çabalar daha çok deli doğurmak için onu doğuran doğaya vefasından.Velhasıl Papaz Efendi, ataerkil yapımıza bakarsak vurduk-kırdık-yendik ; anaerkil yanımızda neler eksik neler.

* Susku şiirin kuluçkasıdır, şair dediğin kanatlıdır.:Kimi melektir sevap yazar,günah yazar; haber getirir dünden bugünden, kimi iklim iklim sarar bizi, kimi asası elinde canımızı alana-kanımızı son damlasına kadar akıtana kadar uğraşır bizimle. Kimi tavuk tüner, buğday peşindedir, korkmak malzemesidir ve tilkilerin eninde sonunda uğrayacağı yere sığınırlar. Kimi tavus kuşu kuyruğunda nazar taşır.Kimi kartaldır etcil, canla beslenir, etten ağrı sever, kanatları sarar bizi,korkularımıza beşiktir. Kimi baykuş en gamlısından, bacanızda öten bir şair görürseniz öldürün ! Kimi şahindir, atmaca'dır, bir başka şairi avlamakla meşguldür; atar sıkılar ! Kimininse serçe'dir yüreği Sezen kadar olmasa da,elleri kalpleri kadar küçük değildir.Biline.Kimi papağan gibi ahali ne demişse onu der, sınırları aşamaz tümceleri, tüm-ce konuşmalıdır; koyun sürüsünün uçangiller alemindeki temsilcisidir bu tekerrürist. Özetle, her türe bir insan sureti denk düşer elbet.


* İnsanın kendinin kendine ağır gelmesi, kendi yüreğini taşımanın ağır yükü altında ezilirken ikinci bir işgalciye yer vermemesi.... Anlaşılmamak için daha güçlü nedenimiz yok.... Bir kadını öfkeli halde bırakmak öylece, suskunken yanına gidememek, giyotine olan vurgunluğumuzdan...Belki....

* Teknolojik hallerden seçtik ,sıçtık ,saçtık:

Sevgi    -             alsat.com
Hasret   -            ikinciel.com 
Yalnızlık -            sahibinden.com
İnsanlık -             gittigidiyor.com
Sahtelik alemi -   hepsiburada.com
Kapitalizm -         hızlıal.com
Emperyalist -      amerikadanucuzal.com
Oblomov -           herseyiucuzaal.com
Ömür -                 bitenekadar.com

* CANIM KARDEŞİM'i izleyip gözlerin dolmuyorsa, bilyelerini al ve git . Sen bizim mahalleden değilsin...


* Hukuki terimler sözlüğüm:

   Var olduğumu sanıyordum,
   garibim
   gaip. ..

   Varlığım mı,
   elem 
   buhran falan değil
   mutlak butlan.....

*Geceyi soyuyorduk her gece farklı bir kadın suretinde. Korkular giyiyorduk işe giderken, beyaz yakalar masumiyetin cenazesiydi hep. Velhasıl Lily, bizim prezentabl elemlerimiz vardı, takım çalışmasından uzak yanlızlıklarımız bir de ssk+yol+yemek tadında ömür dediğimiz iş güzergahımız.

*Şimdi yan odada yatan bir kadın muhtemelen geçmişiyle sevişiyordur.Bak Doktor, bir kadın sırtını dönüp yatıyorsa bu nefesini dinle diye değil.Eve iş getirme. 

Oyunbaz

*Diplerde yaşıyorduk, diptik ve dipteydik; dipsiz değil maalesef . Nefes almayı tek gaye saymamız bundandır Papaz Efendi ve dilimizdeki şu deyim de aslında buradan gelir "dip dibe yaşamak"...

*Sessiziz ve fırtınadan neyimiz eksik. Su, gözyaşı,hem de bolca. Rüzgar, öfke dolu nefes,saatte bilmem kaç mil. Biraz yıkıcı olmak lazım gelir, inşaat sektörünü bıraksak mı acaba Doktor, hem AVM'lerden ormanlar yetmedi mi şehirlerin göbeğine. Karnı ağrıyor "site"lerin, insanlarda "yıkma" ishali. Türk kahvesi iyi gelir derler, gel otur. İki kahve bize Goldie, rahatlı olsun.

*Bahanesi aşktır kişinin, günaha bakılmaz.

*İnsan harbi bir yumuşakça. Huyu yumuşaktır, kalbi yumuşaktır, beyni yumuşaktır ve daha neleri... Fark ettim ki Papaz Efendi, başkaların ellerinde sertleşiyoruz biz insanlar !

*Gözler ayna gibidir derler ya, bu sevgisizlikten. Sen ağlarsın ve sevdiğin ağlamaz. Ayna gibi.
Aslında gözler bir bok etmez bu illüzyon diyarında daha çok yanılmanı sağlar. Olmasalardı olurdu gibi , hem makyaj da yapmazdın Vesper. Gözlerin sevgilim boncuk gözlerin, gözlerin orta doğu gibi, herkesin gözü orada. Kanlar içinde uzanan çocuklar orada, kimyasal silahlar orada, İsrail askerleri ve açıklarında Amerikan gemileri...Velhasıl, daha fazlanı isteyen herkes ve her şey orada....



Hz Huni

Gün ahlar gün içinde, gece benim . şşşşş....

*Küçük Prensle tanıştık bugün, buluştuk, o "milkshake" içti bense bizim oraların kahvesini.Tebessüm. Olgun,büyük ve dediğinin aksine hiç de basit olmayan kafasıyla sohbetinden tok ayrıldığım yaren, "KENDİ" olma gayretindeki bir başka kafa, affolsun, aylak olma potansiyeli yüngsek.Tebessüm. Sınırlı bir saate sığdırılmaya çalışılan konudan konuya sapan sohbet yolu üzerinde iyi bir yol arkadaşlığı. Var ol, sağ ol Paşam. Muhabbetle….

*Her şey tüccarların elinde sevgilim
His’e senetleri kesmişler
Karşılıksız
Çek
Kalbini
Banka
Otur
İnsan
İçerde insan…..

*Ademin ademliği elmanın kızıllığından değil mi Papaz efendi ? Arkadaşım dedi ya “ bir kadın önce bir erkeğin arkadaşlarını alır, sonra heveslerini en son yaşama hevesini” ve yine de kızıl sevilir bizim Toroslar’da.


*Celal Yalınız, Celal sakallı,evet Sakallı Celal ! Celal başlı başına celali kültürün göbeğinde yetişmiş dev bir eser, mezarı başında gül emekçisi. Hem dediği üzre "bir kızın tıraşlı bir erkeği güzel zannetmesi hazindir" , sünnetidir sakalı Celal babanın. Ben de celal-lendiğim zamanlar sakallarımı kesmem  işte bu yüzden ve benim de cehaletim tahsilimden, Yoda’nın “ we must unlearn what we’ve learnt” sözü buradan değilse ben bu sakalları keserim hem de bir kız için !

*Ya ben daha çok seversem Allah’ı
 Goldie senin Tanrından
Mesela Tanrı var olmasaydı
Yahut hiç olmasaydı
Allah ne kaybederdi Allahlığından


*Bir bakire çiçek toplar çayırlarda
 kötü şeyler olacak
Artık üstümüze bombalar yağmıyor küçük kız
Uçaklar bizi öldürmek için uçmuyorlar tepemizde
Artık uçaklar meteorospuloji
 meteorospuloji 
meteorospuloji
Artık kurşun yağmıyor ve
 Zeus’un altın yağmuruyla hamile kalan Danae’de yok
Su gibi hallerimiz
Kar dolu yağmur
Meteoroloji meteoroloji



*Dünyadaki tavuk sayısı daha fazla insanlardan, onları yakalamamız lazım diyerek sevişmiyor muyuz ? En az üç çocuk !

*Bir bankanın önüne çökmüş bir genç telefonda adının Neşe olduğunu öğrendiğimiz bir kız ile konuşuyor:

“Yalan söylüyorsun Neşe, evinizin önündeydim, saklanmıştım çitlerin arkasına. Sen evin önündeki merdivenlerdeydin,dışarı çıkıyordun. Aradım , telefona baktın ve benim olduğumu bile bile açmadın telefonu. Sonra senden hızlı oradan ayrıldım, buluştuk. Aradığımı görmediğini söyledin ve o an sana belli etmedim. İnandığımı sanmanı istedim. Bana yalan söyledin Neşe, neden yaptın ? “


*Metro’da ikizler ve annene :
1.       İkiz : Anneanne
Anneanne: ……………
1.ikiz: Anneanneee,biz davutpaşada mı inecez ?
Anneanne : ………………..
1.İkiz: Anneanne
Anneanne: ……………..
2.       İkiz: Anneanne, biz davutpaşada mı inecez ?

        Anneanne: Evet yavrum. Davutpaşa'da inecez.

Ayrımı gördüm sanki, üzüldüm birinci ikiz’e. Çocuklara gizil olarak neler öğretiyoruz, sorunun sesi değişince ayrım başlıyor ….


* İzlerden b/iz olmaz
   b/izsiz adım
   s/ize gelmeyiz b/iz
  zaman s/izlerin zamanı

Ben giderim s/iz kalır
Benden sana morluklar kalır aklında
Yüreğinde mor bir surat
Mor ses kulağında
Mor inci gerdanında



*Gelmez olur giden
Cebimde para yok
Gelmez yine ay başı


*Kan serdik biz , hayata bulaştık.
Kan serdiler bize eller, bulandı suyumuz
Kanserdik biz serumlara kandık
Kandık hayata ve serdik bulanık.




*Zamandan l/avantasını alan kârlı sayıyordu kendini, bu bahçede gül dermektir esas olan.

*Ne o uyurdu Papaz Efendi
Ne de ben
Bir türlü uyuşamadık....

*Kadıköy postanesinin hemen köşesinde park etmiş motorların yanında oturmuş iki ayyaşı izledim.Burada yazar, ayyaşlığa hakaret etmez,ayyaşlık delilik kadar mevkilidir meclisimizde. Sakallarını karıştıra karıştıra günü bu vaktinde (14:40) nasıl da hakkını veriyorlar neşenin, hem tam da karşılarında kapitalist bir zevk içerisindeyken yeni nesil. Yanlarına oturmak istedim ama ben daha kapitalist olmuşum, çünkü, vakit nakit. Dost bekler,muhabbet bekler, Akmar’da bir sahaf bekler, sahaf’ta felsefe hocası Kemal bekler, evde tertip düzen bekler, uykuda bir kadın ilgi bekler,akşamda kalmış bir akıl ayılmak bekler, Sarnıç’ta garson bahşiş bekler, Hatay Restoranda bir Cemal Süreya bekler,aşiyanda sakallarıyla Celal bekler. İşte böyle Papaz Efendi, gel senle şu sakallarını bura bura ayyaş olalım, benim de dün kestiğim sakallar hemen çıkıversin, hem biz ne zaman içsek... Bugün üstüm pis, ağrım kekrek, dilim peltek, içim ürkek dışım erkek gezeyim. Cesur olayım da kafamdaki saçmaları aldırayım, kafama sıkılan silahı tutup kabzasından doğrultayım sahibine. Dayan MAHLAS’ım, az kaldı…. Ne demiş Erasmus :

h/içlenme....

Gitmek,hep,gitmek. Nasıl olacağını,kime gideceğini, yada gidip ne yapacağını bilmeden, bilmeden bilmediklerime gitmek. Yan koltukta oturan yabancıya sohbet etmek istemediğimi söylesin birileri. Başka sesleri bertaraf ederek yada tam da bunun için tüm seslerden koşar adım sessizlik için gitmek…Taraf olmak değil, bertaraf olmak..Etken,edilgen… "Evet siz hepiniz böylesiniz,gidersiniz" diyenlere rağmen, belki de en çok onlara inat gitmek,sırf inansınlar diye teori pratik kardeşliğine…Düşmemek çileye şüpheye kuşkuya umutsuzluğa görünmeden bir çukura dalmadan çamura bulanıp suya karışıp biraz korkarak biraz cesurca öyle hep gitmek.... Annem beni uğurlamıştı ağlayarak, annem beni bırakırken hep ağlardı zaten Papaz efendi, üstüm hep ıslak bundan. Ter değil bir sevişmede alnımdan akan aslında yahu ben değilim bir kadının sevdiği,o bir anne yüreği. Ah çeker ahtapotlar, kelebekler kanat açar , anne ağlamanın zamanı değil, gitmem gerek…

Süreya’ya ;

Yolculuklar uzun
Kuşların uçamayacağı kadar

Elimde işkembe
Biraz İzmir midyesi
Ambulanslar her yerde eş zamanlı geçer doğan bebeklerle
Arap kızı camda beni bekler
Vay hain
Bütün şarabı tek başına içmiş….

Bu arada
Yanımdaki yabancı : “uyan”
Mavi gözlü : “uyan lan ! “




Haydarpaşanın şimdiden yıkık ruhu, ona vuran akşam güneşinin kırgınlığı şahidim olsun ki Doktor, yapamıyorum, olmuyor, Papazla da konuştum. Günaha girdim,pilavdan döndüm, günahtan çıkarttı, ama içimi çekip alamazdı ya.Bu bendeki gitme telaşı, beni seçimlere zorlayan beşeri özlemler “ya şimdi ya asla” diyen her şey, herkes , herkez. Seni yoran soğutan da bu tercihler alemi, korkarım çıkmamışken kırkım dünyamın rahminde. Tercih yaptıranla daha suçlu tercihi kötüden yana yapanlardan. Ben günah işlemedim, günah hep var etrafımda, baksana suriye'de bir meydanda  çocuklar ağlıyor ! Olmuyor doktor olmuyor, ne şarap ne yatakta boylu boyunca uzanan kızıl elma yiyen bir düş çare değil durmaya. Nefsi müdafa derken beni öldüren intihara sürükleyen naif ruhların katkısı sağ olsun. Ben kimse yokken de vardım ama ben olmadan olmayacak olanlar da az değil hani.

Haydarpaşanın yirmibirinci yüzyıl mimarisina isyanı şahidim olsun ki doktor, tutup atmak geliyor içimi, içine marmara'nın ama yük gemileri ezer, mazot kokusu boğar diye korkuyorum. Hem, Süreya neden hiç gitme şiiri yazmamış bana, adından giden bir harfin yüzü suyu hürmetine. Beşiktaş'ta dilek balonları yakıyorum diliyorum, doğum günümde doğmayı diliyorum meymenetsiz suratımla toprak gibi karışırken bir avuç başka toprağa. Benim intiharım bu, benim toprak olmaktan anladığım bu. Bu sizin vicdanınızı rahatlatmak,katlettiğinizi diriltmek için evlerinizde saksılarda sakladığınız toprağın , hani o arada bir damla suyla köklerini öptüğünüz güllerin saplanıp kaldığı toprağın, topraklığı değil hani.  Haydarpaşanın sessiz çığlığında tango müzikleri eşliğinde ilk trene atlayıp demirden korkmadığımı göstere göstere gitmek memeleri gel diyen yağmur damlalarına , işte bir avuç toprak gibi.


Duvar saatleriniz tik tak seslerinde sağır olmak nasip olsun ki Doktor, gün boyu evdeydim, belimin ağrısı tuttu yine. Asgari zamanlardan kalma bir ağrı, vücudumun sol tarafı komple ağrıyor. Ellerim,kafam,sol gözüm, sol ayağım. Felç olacağım diyerek kendimi yatağa attım,korkmadım. Hazırladım kendimi yatağıma,elimi kalbime koydum, Allahtan o iyi. Ulaşılmak istemedim , duymak istemedim, duyulmak istemedim. Telefonlara bakmadım.Kapıyı kapadım. Yalan söyledim herkese. Evdeydim,ağrım fazlaydı,sadece uyudum,uyandım,uzaklaştım,ağrı kesicilere muhtaç oldum bugün. Bel ağrısı kötü şeymiş be doktor, gidememekten de kötüymüş. İçtiğim kahvenin köpüğünden denizin tuzlu suyuna kadar kaybolmak niyetindeyim. Hipokrat’a bir sorsan, acep mümkün müdür ?

Sezen Cumhur sakalları şahidim olsun ki Doktor, sırtımı dönünce diken olup batıyor ay ışığı. Sol göğsüme bir dövme yaptırdım bugün,adımın şavkı ile gitmelere adanmış "hilal gibi bir kızcağız " ! Sen de biraz fahişesin Doktor, dert senin deva senin , keyif senin sefa senin köftehor seni ! Ayrıca, bundan kelli ne yaparsam kendim yaparım , hayaller emanet edilmez. Öğrendim. Ne yaparsam kendim yaparmışım , ne adımı ne mahlasımı emanet edemezmişim.

Burnumu kazağıma silmek nasip olmasın ki Papaz efendi,yerimin yurdumun neresi olduğunu anlayamadım. Bu senin karşında oturduğum tahta iskemle mi, perdelerini kapalı tuttuğum evim mi, yürümekten bıkmadığım yollar mı petrol kokulu, usulsüzce seviştiğim yüzüme bile bakmayan bir can mı yeşil diyarlarda.... Bu aitlik meselesine sen ne diyorsun ? Bu kendini kandırış, kandırılmamış göz yaşları, bu buz gibi uyanışlar bir kadının koynunda, bu aldanış,nevresimlere uzattığım titrek adımlarım, esmer derim, sivri dilim, yanımdakileri unutup dalıp gidiveren gözlerim.Yalan söylersen belediye seçimlerinde başkan olasın inşallah, Kadıköy rıhtımında beş liraya satılan güllerin dikeninin gazabı üzerine olsun. Ha gayret güzelim,gayret diye diye kaçmak, ne de olsa insan birbirinin devamıdır ve sen aslında hala eskiyi seversin biriyle sevişirken bile,baksana gözlerin kapalı,yüzümü görmek istemezmiş gibi ! Dila hanımın namlusuna gelesin, zeybek atasın, benle, ölesin Vesper.



Ah şu kahve köpüğü zehrimar olsun ki kavşaklar dar geliyor , bir araya gelemiyorum kimseyle.Bu sıfır, etkisiz halim, lan şu Amerikan gemileri alıp götürsün beni abdestsiz kapitalist diyarlara. İçimde köpürüp söndürüyorum sevgiyi ve en çok da ondan kaçıyorum, tutamıyorum kanatlarından. Günlükler, mektuplar saklıyorum yatağımın altında ama susuyorum, ayaklarım yorgun, bu koşuşturma yoruyor beni. Çay diyarlarında koşmuşum içim hep yamaç. Telaşlıyım,korkak,ürkek,huzursuz. Kalemin mürekkebine benziyor tenim,tenimse asit, yastıklarda iz bırakmaktan öte faydası olmayan, seyrek saçlarımın sakladığı kafam darmadağın. Biliyorum.  Kaçıyorum Papaz efendi, sevgimden,sevenimden en çok da sevgiden kaçıyorum,beşeri ve sanırım erkekliğin yüzde doksanı kaçmak öğretisine uyuyorum.Sence affedilir miyim ?


Kitapçıların ıssız raflarında kalmış dergilerin sessizliği şahidim olsun ki doktor, çekemiyorum insanları, ne yürekte, ne usta ! Sahtelikler. Personalar işportada ! Ağdalı kelimelerini akıllarımıza süren, beylik laflarla elinde kırbaçlarıyla yanlarımızda gezinenler …. Hepimiz aynıyız… Biz bir birimizin devamıyız, bu benim değil, bir başkasının ağrısı kalbindeki….  bu şehrin karnındaki çocuk ben değilim … ben sana tapmam…. Sağ kaşım yarılsın ki…



Anayasanın bilmem kaç numaralı maddesinin bilmem kaç numaralı bendinin bilmem kaç numaralı bilmem nesinden serbest kalmamak nasip olmasın ki Doktor, saygımı yitiriyorum. Sevmesem de kedileri ezen şoförlere,kuşlara,kendime..Geri dönüşümü var mı bunun… Ah "üvercinka" ! Ah Cemal abi ,ah be güzel abim, bir sağlam gitmek yazsaydın ya !

Nükte-âlâ....

Bazen s/onsuz olmayı istersin gitmek,nefes aldırmak üzre s/ona
Bir çocuk edasıyla söylüyorum Lily
Birey birey doğduk
Birey birey öleceğiz
Nasılsa....
Nasıl....
"Nasıl bir varlıksın lan sen !"
S/ona saklanan iliklerimiz var hep
S/onda çözümlenen ilmeklerimiz
Nasılsa....
Yarın...
Yarın içini yarın
Bugün annem yok yanımda,babam topal
İçimi....
Yarın yarın yarınızın.....

Herkes s/onsuzluk ister
Tezat
S/onsuzluk da yürek ister...


i.ç.i.m


Gördüm, insanlar gördüm etrafımda,aç,mutsuz,yorgun ve yalnız. Yalnız olmadığımı hatırladım. Sahile oturdum , bir çay söyledim . Her zamanki gibi soğutarak içtim çayı. Bir dergi almıştım , insanları okudum, insanlara okudum. Galata kulesinin eteğinde bağıra bağıra “freedom to think” yazılı tabelasının önünde kitap okuyan seyrek sakallı o genç gibi.Düşündüm, öyle var olmak,  kanıt bulmak için değil ; kendime kanaat etmek,yok olmak için düşündüm karşımda bir kızın sol gözü seğrirken. O gözlerden düşen yağmur tanelerini düşündüm. Kırmızı düşündüm, tüm bunları düşünürken kıpkırmızı kesilen kırmızıyı düşündüm. Öyle franchising,sexapel değil. Algılarımla oynamadan, aklımı yerinden oynatmadan, suya sabuna dokuna dokuna fırçalarla spatularla içimi yara yara ,bu kanlı bir tabloyu andıran hayatı, kıpkırmızı düşündüm. Saflığı rugan ayakkabılarıyla çok uzağa gitmeye meyletmiş bu rengi düşündüm. Şeffaf,saydam olmayı bir çocuk gibi süte gebe ve düşünürken bembeyaz olmuştum.

Sonra kafamda okul sıraları canlandı; dersleri düşündüm. Tarih, edebiyat, felsefe ve psikoloji. En çok da felsefe. Derken Freud fırladı aklımın dibinden, ben buradayım diyordu bu annesinden erken koparılmış psikolojinin küçük emrah'ı. Acıyarak baktım ona ! Psikanaliz bağırdı oradan tam da bir kızın rüyasını dinlerken. Sakin ol Goldie, bizi burada kimse bulamaz. Lacan, Jung.. Watson bu dünya Goldie ! Oedipus fırladı yerinden Freuda sövdü ana avrat - "Seni aşşalık pislik" . Jungla rüya gören kız sohbet etmeye başladı. Rüyalar unutma mekanizmasıdır dedi Jung, unutmak için gördün o rüyayı. Kız rüyasında anne babasının ölümünü görmüştü. Sakin ol Goldie, bizi burada ölüm bile bulabilir ama sakin ol !

Tam kırmızıyı düşünüyordum, başka bir renk fırladı ,Eflatun. Eflatun beni dinle ey fani ressam dedi, sen ebru yaparken neden beni düşünmezsin. İnce belli bardaklarda çaylarımızla Eflatunla sohbet ettik. Yanımdan geçen beyinlerse mosmor olmuştu. Dünya ölmüştü de gömmemişlerdi sanki. Can dostu Ay güneşin yanına koymuştu soğusun diye dünyayı. Eflatun konuştu mesele morlaştı, çayın içindeki tavşan kanı oranı yüzde beş azaltıldı, daha sonra çaya Eflatun katıldı. Son karışımda çayın rengindeki tavşan kanı oranı eflatun oranından kaç fazladır'ı hesaplamaktan düşünemez olurken  talebeler sınavlarda.

Masadan koşarak kalktım. Lacan tuttu kolumdan,filme geç kalıyorum bırak dedim. Otur bir duble at,boş ver filmi dedi. Sessizce dinle beni dedi, ben farklıyım, LAN BIRAK BU AYAKLARI diyecektim ki ayağına baktım pabuçları eskimiş baş parmağı görünüyordu. Film SESSİZLİK, Bergman beni çağırır dedim. Bırak şu hızlı resimleri dedi an’ı yakalayamazsın, hayatı kovalasan da boş ve film dedikleri bu yakalayamamanın acısından yapılmış kuyruklardır akıllarda.

Tam o sırada sokakta domates biber patlıcan sesi duyulmadı  Barış abinin şarkısındaki gibi, acı bir fren sesi ve fren sesleri neden hep acı diye betimlenir diye düşündüm. Dikkatsiz şoför bir fare, bir kediyi ezdi, “ la kan tutar beni,bakmayayım la” dedim ; Lacan gel gel bakalım yardım edelim dedi. “ Oğlum git, işin gücün yok mu senin, git bi-sik-analiz et ! . Söver gibi kaçtım oradan çünkü kan kirli kırmızıydı ; doğarken tertemiz yüklenirdi vücudlarımıza oysa,yaşanılan bir aşk bir ayrılık bir ihanet bir yalan kanı karartırdı.net.


Kadıköy'de vapurlar inceden köpüklendiriyordu denizi, içesim geldi. Bu ayda deniz içilir mi, olmaz dedim. İçimdeki bu ç/aylak cümleler durmadı. Deniz köpürdükçe ben susadım,baş ağrım tuttu yine. Su içtim baloncuklar çıktı ağzımdan , “bık bık “ diye patlattım onları. Tebessüm. Biri çitilese " mintaxla canım mintaxla !" Sonra THY'ye falan bağışlasalar derimi ama ayakkabı yapmasalar, çanta olsam. İçimde niceleri saklasa değerlilerini. Çok diledim çok dilek, “kaybetmek için erken sevmek için çok geçti” bu yüzden "ben her gece gizli gizli ağlamazsam uyumamam". İşte bu kadar doktor.

B      İ      R      G       Ü       N        S      O      N       R       A 

Çimlerin üstüne oturdum, bardakla çekirdek aldım moda da modaydı bu çocukluk alışveriş usulu. Yerlere çöp atmayınız ! Müzikler dinledim,şarap içtim, şaraptı içim, sarhoş olmasın diye içim, içiniz. Aya baktım,denize vuran şavkta adımı buldum,ışıksız yıldız var mı diye soran o beyaz yakalı gevşek sohbetli adamı düşündüm.Tebessüm. Çim tanrısı çıkıverdi oradan, yem yeşil, tam da çimlere dokunduktan sonra. Cin gibi. Derken çimlerin arasından Osiris çıka geldi, ah zavallı aşık, başındaki ka'at tüğünü koydu çimlere, tebessüm etti cilveli cilveli, şarabı yarıladık beraber.


Çantadaki dergiden birden ince bıyığıyla Süreya çıkageldi, “ağlayacak kıvama geldin sen,çünkü çok susuyorsun, bu doğru” dedi ve başladık ağlamaya şarkılarla,yanımdakiler görmedi. Başka alemdeydiler, ben görünmezdim öyle kolay kolay, kulak verirdim sözlerine ama sır vermezdim. Süreya anlattı ben ağladım, ben ağladım o anladı. Onun yedi yaşında yitirdiği, benim yedi yaşında bulduğum annelerimize ağladık. O yokluğunu anlattı annesinin, bense varlığını anlayamadığımı söyledim yokluğunu hatırlamadığımdan , sustum. Bizi önce doğurup sonra öpmeden tuzlamadan kaçıp giden kadınlara ağladık. İkimizi de iyi tuzlamamışlardı işte, annelerimiz gibi kokuyorduk. Şarap şişede çoğaldı, gözyaşının bereketi midir nedir dedik, içtik. Aynen böyle söyle Papaz efendi, biz Süreya ile oturup ağladık dün akşam. Hayatlarımızda yedi yılın anısı üzerine felsefe yaptık; ama tüm konuştuklarımızı toplasan bir Anne yapmazdı...

Süreya ustaydı işte, hemen bir dörtlük döşedi,aklımı aldı benden yine. Bense sustum. Ben ustama susardım hep. Çirkin bir kargadaydım ve benden bekleneni yapmak gerekirdi. Aklıma usta’ca yazılmış bir mesaj geldi bugün okumuştum. Amatörceydi ama usta’ca girişim olmuş. İnsanoğlu nelere gerek duyuyor dedim,tebessüm. Süreya dedi, kadınlar entrikalıdır evlad, sözlerine yakın dur gözlerindense görmek için onları dedi. Sustum.Artık hep susacağım. Simurg hikayesi geldi aklıma ve anladım ki ustalık çırak olmaktaydı, bense henüz çıraydım. Çok yanmak gerekirdi birilerinin kafama sıktığı saçmaların sıcağında….K….. Kal demeli insan.... 

Ben beşerim Papaz efendi; koklar,tadar,duyarım, dokunurum,görürüm. Sanma ki bir yolum vardır giderim dümdüz .Ben bu beş erimle olsa olsa susarım. Sana geldim sanma yani, ben beşerim,işte arada böyle şaşarım. Hadi tütün saralım Virginia'dan....






Dinle dibine kadar :

video