Arka koltukta 5

Arka koltuğun saçları uzun bugün,elinde bir kitap -"İnsan Denen Meçhul"- ; o da ben gibi motor sesinden saklanıyor sayfa aralarında. Yanımda 1853 marka ; 7 kişiyiz, sarışın kilolu bir boğaz manzarası izliyor arka koltuk. Birleşiveriyoruz. Aklıma esen, bir baba ile oğul arasında üzümün bağ olduğu bir filmin son sahnesi : Rina



Arka koltuk ekmek derdinde, poşetine sımsıkı sarılmış varı yoğu O'ymuş gibi, O olmasa olmazmış gibi. Bu varoluş ekmeğinin kırıntılarında bir biz var ki bir giz ! Sıkıca kavramış koltuk parmaklığını ayakta durmaya çalıştığı otobüste,mizansen: Hayat.

Arka koltuğun ağzında vişne aromalı bir sakız, ağaçlar uyanın bahar geldi; gerdanını açmış gökyüzü gündüz, güneş uyutucu bir meme,kutsal ve eşsiz : uçkur düş/ün/meden. Arka koltuk genelde entelektüel, makale okuyor bak hele ! ; beyaz folyo, "kot pantelon"; oh memo kaybediyoruz, burası emerika, iadesi mukabil.



Mavi eşarp giymiş ; kadının kafasında deniz geziniyor. Deniz koyu ve mat bu saatte, vapurlarsa dakik , yolcular ,dönüş yolu, çoluk çocuk ,ahali ; çikolata götüren babalar ve annelere bir şey olmasın. Bir Benazir Butto vardı ne oldu ona ? Siyasi arka koltuk ceylan derisinden,insan terinden bir meclisi andırıyor ; farkı, teker üstü ile kalbur üstü ayrımı.


Bulutlar yanıyor,
su getiriyor Poseidon
mitoloji sevemedim ama
Narcussus gibi suya bakar ku/dururum.
Hem,"Hüzünlü değilim,mizacım böyle"
napayım, senaryoda öyle yazıyor.....                                             28.3.20133333333333

Arka koltukta 4

Arka koltukta bugün mavi  koltuklu otobüsün arka koltuğunda cam kenarı mavi sefası. Merhaba mavi, merhaba uçsuz eşsiz ve merhametli deniz. İnsan denilen memeliye -ki yazar burada erotizmi kastetmemiştir- sunulmuş bu sonsuzluk tablosu, ah! akdenizde olsaydım, akdenizde ölseydim; hem akdeniz bana da yaraşıyor; hem başka neyim var ki !



İş hayatı kaskatı etmiş yüz hatlarını insanların, doğru tespit Buko "adamlara 8 saatini veriyorsun ama o da yetmiyor,daha fazlasını istiyorlar". Doyumsuzluk. Sömürü. (Bu arada hücresel zenginleşme saatlerinde izlenilen filmler erotik değil ürotik olabilir ancak). İş yerinde çikolata tadında hayranlık gösterisi. Ar-zu-hal. Ne romantizm; evet asla öyle olmadım yada şimdi farkettim de öyle olacağım biri de olmadı. Şükür. Talipler hep takipteler. 

Zaman tercihler diyarı, biri sana A-şık olmuş; ne lütuf, ne şans : " en azından iki dakika beni düşünmüş olursun, hem sen çikolatayı çok seversin, seni mutlu etmiş olurum" diyen bir ruh; doğasının kaskatı diye bilinen taraflarını yıkmış bir his emektarı. Romantik,evet benlik değil ama bu zamanda "........"(fill in the blanks)  demeden de geçmemek gerekir diye düşündüm. Şanslısınız yani sayın bayan; maneviyata binaen bu hak verişim elbette.
Ve ulaşılmazlık halden hale sokuyor hislerimizi ve vuslat hep ölüm getiriyor. Vuslat ölümle oluyor,ki ölüm kavuşması bu dünyaya çağrılmamızla mümkün olan bir sevgilidir. Aşk mı ! Çikolata mı ! Çiçekler mi ! Adam ne diyordur o çiçekleri gönderirken, ah hanımeli dolu bahçeler,Ah Barış abi aşkolsun ama AŞK olmasın...mı...bilmem.....


Bugün ıslak değil hava şu saatte, yani şarapsızım. Saf kan, tertemiz ! Hem ben ne zaman sana gelsem buz keser yalnızlığım. Kötü gülmece. Günah kutbunda sen ben eşitlenir : Ekinoks. Bende bir şey arama, onlar da aramasın ; ben de hiçbir şey yok ; ben manalar sende-sizde diye gelirim; keşf-i ailemsin/iz. Ben mi; senaryoda henüz BEN yok; belki yazılı olan bir yerler vardır, kim bilir....

Seviyorum seni ruhum, yalnızlığım, sidikli kontesim. Ne kadar yalnız yaşarsam o kadar iyi; senaryoda böyle yazıyor. Tenha arka koltuk,sayın yolcularımız iskeleye yanaşmış bulunuyoruz, hadi ne duruyorsunuz be atın kendinizi denize; görmüyor musunuz her yan mavi : her yan hüviyet rengi.                                                                   16:10


Arka koltukta şehir telaşlı, elinde bir poşet meyve, gri beresi var şehrin bu saatte. Yağmur yağıyor ama demli bir bardak çay tadında, evin direği gibi duruyor şehir ve havai fişekler ile nefsler aydınlanıyor şehir değil ! Motor sesi baki, şehrin dizleri kanıyor, kadife gibi dokunuyor dikenleri şehrin; raslantılar ve standart sapmaları "an"larımızın: " siz nereye başkan?".                                                                                                      22:40

Arka koltukta 3

Merhaba yine arka koltuktan. Bugün arka koltukta, koltuğun en arkasında gelişmeler ve manzaralar çeşitli. Kırmızı gözlüğü ile kitap okuyan şu hatun kişi, ki sakız çiğneme sesi kitabın kelimelerinden daha fazla.bir kitap elinde " Eylül". Çak kıdı çak kıdı ! Tebessüm. Gözlüğün altından hemen karşısındaki sakalları sarı adamı izliyor. Kamuflaj.."Mikelaaajj"... "Şepppkeeee"...

Karşımda pembe üstlü bir hanımefendi,ne kadar mütebessim.
-ik genç: " beş yıl sonayı düşünmeliyim abicim"
-sevgilisine tutunan kız: " utanınca kızaran saçlarım var" ( zaaf )
 -durak sayan adam: çatık kaşlı.

Motor sesi,yanımdaki adamın müzik çalarından yükselen oynak ritm... Yoldaki tümsekler. Su birikintileri, şehre yağan yağmur.Bir durak; işte bak, bir adam arabasını durdurdu, diğer arabanın içindeki adamı haşamat etmekle meşgul ve mutlu ! Bak kafa attı ! Burnu kanadı adamın; kaçmaya başladı diğer adam. İşte bu anda durdu zaman gözlerimde; hayatın bu iki aksanı karşısında sadece izleyici olabilmek vardı elimde; kan vardı, kırmızı zaafımdı. Hep !

Haberlere kulak kesilmiş bir adamdan itiraflar dinliyorum bir yandan: " ne yani kendimi yakamayacak mıyım ? hani burası demokratik ve özgürlükçü bir ülkeydi?"; adımladığı sularda boğulma ihtimali "sıfır".

Hem ben ne zaman sana gelsem yağmur yağardı şarap gibi; ah ağaçlar habersiz baharın gelişinden; bu şehrin havası nasıl da kandırdı onları ve açtılar keselerini çiçeklerinin. Doğa ana ne kadar hazır doğurmaya; ah bu çiçekli kadın, erik renginde hayatlara sevecenlik işliyor sabahın bu saatinde. Hem ben yalnız severdim, evden yalnız çıkardım yola . Yürümek hususunda en büyük marifetimse arkama hiç bakmayışımdı. Gri bir apartmanın terasından izler gibi gri gökyüzünü, tren sesleri, kamaşık şimşekler ha bir de GAMAŞUK çayı vardı vaktiyle tren seyehatlarimi kıymetli kılan. Serbest bağrımdan sesler yükseliyor. Hem ben ne zaman konuşmak istesem böyle genelde yalnız olurdum; kendimden sıkılınca geleceğim yine sana diyerek çıkarım yola. Hadi Lilli; şarap yağıyor üstüme, yüreğim mantar olup şişmeden egoist insanlar arasında bir taksiye atlamalı ve endüstrimize bir çark daha katmalıyım.


Terleyerek uyanılan bir sabah düşün Lili, yakışır bize bu ıslak yatağı yalnızlıklarımızın; ki bir tek yalnızlığın bize sahip olması zararsızdır. Geri kalan sahiplik-aitlikler bir yarış neticesindedir. Senaryoda böyle yazıyor işte, hadi ıslanalım o zaman ama romantizim değil ; yağmuru romantik bulanlardaki o cıvıklık yüz metre ötemizden geçsin .... Kazanacak neyimiz var zincirlerimizden başka....



"Herkesin hayatında bir takıntısı var amınakoyim" diyor filmde, benimki de tek başıma koştuğum zamanlar günlerin gecelerin peşinde. Neyse boşver be Lili, bizim gibiler için bir yerler hâlâ var ; eğer sen de varsan ....  Yine bilmiyorum; malum ben aslında hiçbir şey bilmiyorum ama senaryoda b/öyle yazıyor koltuk arkası etmeyelim; arka koltukta da benim olduğumu bilin...







Sen-ar/ı/yon

Öptü ve uyandım. Saat sabahın altısı. Romantizmi pek sevmesem de güne sıcak bir temastı dudakları. “ben gidiyorum” dedi; gözlerim yarı açık baktım ona. O an uykuma ve yatağıma sövdüm; kafamı kaldıramdım. Tek gözüm açık hatırladığım son sahne kapı aralığından bana bakmış olması ve benim ona boş boş bakan tek gözüm. Diğer gözüm kör.” Gitme kal” demeliydim senaryoya göre ama doğaçlama oynuyordum ben genelde; suflesiz kaldım, sustum. Gitti. Kafamı yastığa gömdüm sanırım. Sonra ya hayaliydi geri gelip öpen yanağımdan yada içimde kalan kelimelerin beynimde yarattığı hayalet. Uyudum. Uyandığımda işe çoktan geç kalmıştım, trafikse her zamanki gibi bunaltıcıydı. Yol boyu o kapı aralığından bana “kal de” der gibi bakan gözlerini düşündüm. O sanki bakkala ekmek almaya çıkıyormuşçasına gidiyordu ama içimde biraz daha uzundu bu gitme anı. Ona “ diyetine uy ve sporu da ihmal etme” demek isterdim. Romantik olmadığımı anladım bunu kendime söylediğim anda. Elveda değildi ama gitmekti işte, “gitmek gitmekti işte hepsi bu”.

Komün seyehat araçlarında daha bir hissediliyor yol üzerindeki çukurlar ,tümsekler. İçimi dışıma karıştırdı bu sabah bu araç diyerek bir de okkalı küfür ederek rahatlamaya çalışıyordum. Şimdi o gitme sahnesini yeniden yazmalıyım dedim. Sahnede eksik olan bir şeyler vardı. Neden ben yataktan kalkmamıştım,  acaba o beklemiş miydi, gözleriyle anlatmak istediği gece boyu konuştuklarımızın bir özeti miydi, öyleyse dedim, sevindim aslında; üzüldüm. Tuz şeker karışımı kadar olağan bir bulantı sardı içimi. Çoktandır tükenmiş olan bir ruhun tek başına kalması gerekirdi tüketmemek için. Dinlenmeli ve soluk almalıydı insan aklını ve yüreğini koşturduğu maceraların ardından. Nefessiz kalmıştım,susacak ve yazacak kadar nefesim kalmıştı sadece. Birbirimize sadece sömürü için geliyoruz, tüketiyoruz ; bir son nefes aralığı bırakıp gidiyoruz. Tüm insan ilişkileri bu tüketim zinciri üzerine kurulu aslında, s/özde böyle olmamalı ! Kimseye ihtiyacım yok cüretkarlığının ağır bastığı kalabalık zamanlarımdayım yine baharın etkisiyle. Hem ben kendi içimde öyle kalabalıktım ki birileri ile olduğum zamandı asıl yalnız olduğum zamanlar,bazen. Tanımlı yalnızlık adına konuşmak gerekirse ise durum tam da Uyar’ın dediği üzereydi:

Size imrenmiyorum çünki
çünki ölümsüz gibiyim yalnızlığımda
çünki yalnızlığımda öyle güzelim

Tüm günüm kafamda oturmayan ama içimin biraz da olsa el verdiği bu gitme sahnesi üzerine kurulu geçti. Sonra iş yerimdeki ego savaşları,trafik, çok bilmiş insan kütleleri. Bir makam  ve bir oda sahibi olmanın insanı neden bu kadar mutlu ettiğini anlayamadım hiç, anlamam da istenmedi çünkü senaryoda böyle yazıyordu. Her şeyi bildiğini sanan ve yersizce sohbetini çektiğim insanların oluşu etrafımda ve buna sadece BAĞ sebebiyle katlanmak kadar bir ihanet de yoktu ruhuma ama ne yapayım dedim, senaryoda böyle yazıyordu. 

Senarist tüm bunları yazarken acaba ne düşünmüştü, onun kulisi nasıldı hep merak ettim; bakkala gider gibi gitmek nasıldı ki ? Bunu ben yazdım.

Arka koltukta 2


"Meçhul" insanları günün tarihinin






*İşbu videolar,günün arada kalmış "meçhul" anlamlarına binaen izlenilmeli diye düşünülmüştür.


Arka koltukta 1

Tekerüstü yazısı  yine, titreyerek ellerim mürekkebi dağıtmadan yazmaya çalışıyorum. Çantamda bir deli güncesi, yanında "Marmara": daktilosuzluktan yazılmış şiiirler. Arka koltukta, motor sesine yakın yerde gözlerimi deftere gömmüş halde, sağımda yaşlı bir çifti - düğüne gitmek üzre fiyakalı- izliyorum. Karşısında iki genç kız ,ellerindeki aptal aygıttan nameler yükseliyor, gecenin bu saatinde güneş gözlüğü takan adam, hemen yanımda kitap okuyan adam ( yazıdan sonra tanıştık bu genç kişi ile,almanyada master yapan bir iletişimci,ne ala ). İşte tamda bunlardı görebildiğim arka koltuktan, en arka koltukta ben varım. Beni bu araca her binişinizde görecek ve selamlayacaksınız ! Dağınık saçlı,çatık kaşlı, sol gözüne saplanmış bir ağrı bakışlarından okunan herhangi bir adam olarak. Siyahlar içindeyim, "aydın"lığınızın arasında kaybolmayayım diye, kelimeler biriktiriyorum susku torbalarımda. Şehrin ışıkları, yoz ışıklar, zor ışıklar gözümü alıyor bir yandan. An gelir de sesinize ortak olurum diye  şimdilik dışlanmak en iyisi, kulağımı tıkayıp uzak duruyorum sesinizden,hor hor hor ! Kalem benim/divit benim; ben yazarım/ bu yemini ben bozarım...

Karşımdaki kız gülerek baktı, neden ? Hangi şarkıyı dinliyordu o sıra, göz/lük/leri şişe dibini, görmüş dudakları yaşından kırmızı, boyu geleceğinden kısa. Yaşlı teyzenin beresindeki çiçeği alıyorum gözlerimle, o kızın kulağına taşıyorum : Çingene. Tebessüm. Dörtlük akıyor içime:


Dölü aktı zamana kırmızının
doğurgan ve isterik
çarşaflar,yakamozlar ve kan
eşleşti gölgesinde asaletinin 
binbir yalnızlık geçirmiş kadınımın : Zaman

Yanımda okunan kitaptan gözyaşları geliyor, Nietzche ağlıyormuş ! Karşımda notalar akıyor, "Nerimanla gelini iyi değiller" o sırada, sayın yolcularımız bu satırlar bu araçtan son seslerdir; devamı için 34 Z hattına aktarma yapınız. Unutmayın arka koltuktayım, selamlıyorum sizi; sigaranın da ucunu yalayıp öyle yakın.                                        12.03.2013  

                                                                         ********

İnsan olmak yok öyle görünmek zorundayım; mutlu olmak yada mutluymuş gibi yapmak sonunda ne olacağını bilerek-bilmeden.  Netlik karşısında bir düzmece oyunbazlık. Ben olmadan BEN diye kendimi ilan-beyan etmeli, bir sürü sayfaya sadece harflerle yanyana gelen bütünlüğümü -adım- kanıtlamak için imza atmalıyım. Hangi sayfada BEN yazılıydı ki ? Bu kimilerinin sandığı üzre bir egoistlik değil, egoist bile olmayacak bir var oluşsuzluğun haykırışı, hüzünlü  ! Çok susarım ama konuşuyor görünmeliyim, bu zorunluluğu hissettiriyor etrafımdaki sulu-şuhulu kalabalık; cıvık !
Konuşuyor gibiyim ama az şey söylüyorum, bazen bütünlük, bazen farklılık. Böyle olmak, yahut öyle davranmak durumundayım.

Tarafsız olmalı insanlar, öyle de görünme çabasındalar, nedense ! "ÖZNE"l olmak hatalı olmakla yarıştırılıyor. Kötüyüm diyorum, Asaf gibi " nasıl iyi olunuyor,bilmiyorum", yüreğimde iyilik seyrek aslında, işte gören-bulan yok; nasıl göründüğüm nasıl olduğumun önüne geçiyor, insanlar kolayı seçiyor, kolay gönüllerden geçiyor sık sık. Gönüllerde biz gölgemiz kadar bile yokuz. umurumun ötesinde durun,çünkü ben görünmeyenim, görünmezim, zorunda olduğum içim görüyorsunuz beni, zorunda kaldığınız için görüyorsunuz.... Ah ! Notalarını akıt içime şebnem cümlelerim kısalmadan.....

Kendimi beğenmiyorum, ama olmadığım kendimi beğenenler de var; sövüyorum : zevksizler, zorakiler !!!! Sonra "commune" seyahat araçlarına bindim yine, evet ben,dedim ya arkada koltukta ben varım hep,hep yazıyorum, hayır, saçmalıyordum, hayır, kadınlar ne kadar çok geziyordu, kadınlar ne kadar sosyal ve keşif dolular. Saçlar kıvırcık, gözlüklerin arkadasında alakasız bir saadet: 

1.Kadın : Başımıza bir erkek lazım
2.Kadın: Alpay bize yeter
3.Kadın:Ben alamut kalesini görmek isiyorum.
1.Kadın : Ay oğlan"biz sadece arkaşasız diyor, kız ona tapıyor resmen.

Sedef, o çocuğu sevme: "sadece arkadaşmışsınız"; seni görmüyor o. Evet, arkadaşlarına karşı nasıl fedakar olduğunu görüp ona hayran kalıyorsun ama Sedef, yüreğin be kadın. Seni tanımıyor ve bilmiyorum Sedef, bunları sana söylemek isterdim oysa. Geçmiş zaman Sedef, geçmiş ; ve geç kaldığımızı, içimizden geçerken geç olduğunu olduğunu sonradan anlıyor ve kendimizi kandırıyoruz : GEÇmiş zaman ! 

Sonra indim, bir sigara çıkardım ve ucunu yaladım,yaktım  Dr. Hayır'ın anısına...

İş bu yazı, bir kısmı çalışma alanında bir kısmı arka koltuk sefası sırasında ortaya çıkmıştır..                                                                                                   14.03.2013 


İş bu şarkıda bir içlenme neticesinde, komün biçimde akla gelmiştir :

Gün delice, deli günce/si

Kızılla başladı,arka koltukta bitti....










Kork/m/uyorum


Korkuyorum büyümekten:

 -güneşin her gün aynı yerden doğduğunu anlamış olmanın sıkıcılığını ağır ağır yaşamaktan

 -çünkü ben büyürken küçülüyor etrafımda her şey; çocukken korktuğum deniz artık o kadar da sonsuz değil mesela

-büyüyerek ilerlemekten, kurumsallaşmaktan, insanlıktan çıkar olmaktan,insanlığın çıkar olmasından

 -çünkü kafamın içi doluyor gözlerim küçülüyor, daha çok görmek istiyorum daha az düşünmek

 -çünkü hayallerin gerçek olabilme/me ihitmallerini yaşama anı gelecek bir gün ve kırıklarım artacak

-sorguların,soruların artmasından. Bildiğimi anladıkça bilmediklerim daha çok artıyor sanki, hep dediğim gibi, ben aslında hiçbir şey bilmem.


- çünkü büyüklük içerisinde ben ne kadar küçük ve zayıf kalıyorum bi bilseniz

- bilmem kaç yıl kokmasından tenimin

- çünkü yarın ölmekten korkmuyorken şimdi , yarını garanti alatına almak gayretine girmekten

- çünkü bir gün denizde balıklar, bağlarda üzümle bitecek ; ben ne yer ne içerim sonra !

 -çünkü karşı koymak kanımda var. Bugünün güzelliği içinde önem vermediğim görüntüler, bir gün görüntümden dolayı önem vermediklerim olacaklar ; hakkım alınacak elimden velhasıl

- çünkü elbiseler etimden ağır gelmeye başlayacak

- çünkü çoktan bir çok şeyi yapmış olacağım isteyerek yahut istemeden,çoktaaan !

- çünkü ısıramayacağım sevdiğim kadını yanağından takma dişlerle

- çünkü altımı sılatacağım geceleri, işemek rezil olmak anlamına gelecek çocukluğun aksine

-çünkü ya sen benden önce ölmek istersen !

- büyüyüp kendimi büyük görmekten "BEN" den

-hiçbirşeyin değişmeyeceğinden ve mucizelerin aslında kandırmaca şeyler oldugunu anlamaktan

Korkuyorum büyümekten.. Korkuyor muyum .. Hayır... Cesurum.... muyum... Bilmem,evet, ben aslında hiçbirşey bilmem !



HİÇ

-yaşadıkça yaz/g/ımız azalıyor; ee peki ?

-HİÇ !