Anti-freeze

Ne olduğumuzu bilmiyoruz ama ne olmadığımızı daha kesin söylüyoruz, ego mudur nedir...

Tek kelimelik tariflerimiz var , tek ömürlü tür-daşlarımıza karşı. eksik hep ! . . . 

Yazılmış ama gönderilmemiş bir mektup neden bu kadar keskindir ve vakitsiz acıtır canımızı....

7 milyarı tek kefeye koyacak kadar "insan pintisi" olmak  evrime inandırıyor beni...

Söylemediğin her söz için ağlatan pişmanlıkların olacak evlad, nefesini boşa tüketme derim...

Tanıyınca,yüzünü görünce cazibesi gidiyor her şeyin ,onca ayna merakının neticesi işte bu...

Kafiyeyi tutturayım derken beynimde kaçan kelimeler oluyor bazen kefilelerce...

Üzülmüyorum kimseye , sadece alışkanlık benimkisi....

Kulağıma sessizce adını fısılda, 3 kere , adımı bileyim...

Alkolle aram yok şu sıralar , su içsem yarayacak ....

Borçluyum birilerine ama ödeyeceğim , bilinsin...

Doğduğumda annemin yüzünde sanırım şunu gördüm " Gamsız Girilmez " ...

Cennetten arsa satın alasım var , eşitlik sadece orada var  sanırım...

Özenti , bir dünya markası  . . .

Skin Mate


 






İçimde bir demirci insan işliyor
Yerle gök
Çekiçle örs
İki kaş arasında insan dediğin
Çatılmaya görsün!      

Yorgan altında bir can
Sarmaş dolaş bir yazı başlıyor
Çırılçıplak
Üşümeye görsün!        

wino rosso




 

Bir şarap kadehi gibiyim bugün

Dudağının payını da ayırıp 

Seni yudum yudum içime doldururum

Yoksun ya sanma ki sarhoş olurum  

Çekilmez



Sokağa attım kendimi 
Sana benzemeyen ne varsa gördüm 
Yaktım bir sigara daha 
İçimde zerre sensizlik yokken 
Gözlerinde ne vardı ki 
Hatırladıkça ağlamaklı oluyordum


 

Susmadım


Belki gece karanlığında
Belki katran karasındaydım ben
Dallar üstündeki suskun kuştum
Kustum!
Sönen mum ışığından çıkan is
Okyanus ardında kayıp bir adaydım
Garip bir adam
Herkesten çalan bir korsandım
Ve ben hiç susmadım

Hafızanın Boşlukları

Dominique Appia "Entre les Trous de la Memoire"  (Between The Holes of Memory)

http://www.appia-d.ch/index2.htm

Maria Elena


Seni aramadığım yer kalmadı be kadın ,
Şimdi, sende seni özler gibiyim

 

Fight with me Bitch !

Bazen aşık olurdum canımın ne kadar yanacağını görmek için 
Ne kadar vahşi olabilirdin ki 
Usumla yürek arasında bir tümördün 
Narkoz gibi geldin,neşter gibi  geçtin


Lecter



         Dilim tutulmuş
                  Tadın damağımda 
                            Suç ortağıyız ruhlarımızın
                                    Hanniball'ınım ben senin
                                                             Sen de benim sessiz kuzum












Noir Désir


 Fransızcam yoktu ama şarkı çok güzeldi.


Şşşş


Susmak kadar vahşi bir davranışı daha olamazdı insanın 

Tuş


Yıkanacaktım ve arınacaktım oysa
Günahlarım çok soğuktu. 



















Ali'nin Sekiz Günü

27.dk : 
Müşteri:   Özdür dilerim size bir şey sorabilir miyim
-       Bakkal ( Serdar Orçin) : Buyrun
 Müşteri: Hayat neden bu akdar zalim ? İnsanlar,insanlar neden bu kadar zalim.
Yaşamak neden bu kadar zor ve bu kadar güzel, ve vazgeçilmez. Peki, insanların birbirini anlamamak için bu büyük çabası neden ? Karım.. Karım bana çok kızıyor. ona istediği bir hayat sunamadıım için ,istediği gibi bir adam olamadığım için. çocuklarım... çocuklarım da bana çok kızıyor,onlara bilgisayar  elbise ayakkabı araba alamadığım için .patronum... patronum Sürekli alaycı bakışlarlarla beni izleyerek  ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. o da bana çok kızıyor  çünkü ona çok para kazandıramadığım için.  dostlarım, arkadaşlarım, akrabalarım beni adam yerine bile koymuyorlar. onlar da bana kızıyor onların ıstedıgı gibi bır adam olamdıgım ıcın , onları yemeğe gotürmedigim için , onara borç veremdiğim için onlara ayak bağı olduğum için, onların eğlendiği gibiı eğlenemediğim için .devlet.... devlet de bana çok kızıyor , daha cok vergi veremediğim için, arada bir ne oluyor diye sorduğum için, yanlış partiye oy verdiğim için..

Biliyor musun her tarafım kanıyor,acılar içindeyim çüyüyorum.. Onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum ama beceremiyorum .Dostlarıma patronuma akrabalarıma karıma çocuklarıma üzgünüm diyorum sizin istediğiniz gibi bir adam olamdım diyorum,ama duymuyorlar. Acılarımı kederlerimi sıkıntılarımı anlatıyorum dinlemiyorlar. Ben…Ben..Bana yardım edin diyorum kaçıyorlar,gelin biraz konuşalım diyorum kaçıyorlar.Ölüyorum diyorum ne zaman öleceksin diyorlar.

Lütfen bana söyler misin ? Ne oldu,bize ne oldu ? Eskiden böyle değildi, şimdi ne oldu ? Neden insanların artık duyguları, düşünceleri, prim verecek zamanları yok. Neden bu akdar hızla koşuyorlar, neden  bir an bile olsa durup hayatın, insanın,  evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar. Ben acılarımı sıkıntılarımı kederlerimi anlatırken neden beni dinlemiyorlar. Benim bütün bu düşlerim ,arzularım ,hayata dair imdat çığlığım onlara sahte geliyor,sahici gelmiyor, samimi gelmiyor .neden ..neden.... söyle bana neden. Nolur bana yardım et, yardım et bana.Lütfen,lütfen. Neden beni bu halimle kabul edip aralarına almıyorlar,
Neden beni sevmeleri için sürekli inamadığım halde  onların ilgisini çekip onalarla  konuşmak zorundayım .  Neden egom olmak zorunda , neden onların arasında bencil olmak durumundayım . neden varolabilmek için rekabet etmek zorundayım. lütfen bana yardım et,bana hayatta yaşamanın sırrını söyle. Bak biliyorsan eğer bana o yolu göster,lütfen....

Bakkal da şuan sizin yaptığınız gibi durup düşünmeye başlar, bakışları nedenleri aramaktadır. Br şey yapmalı mıdır, ne yapmalıdır ? Ertesi gün bu sözleri sarfeden adamı kendini asmış bir vaziyette görünce belki Cerenimo bir kez daha düşünür ama geç kalmıştır. Biz de belki neleri ve kimleri böyle sessizce yok olmaya doğru itiyoruz.


Sessiz adamdır ya ,sevdiği kızın (Begüm Birgören) sevdiğiyle olan hikayesini de sessizce dinler. Sevmek susmak mıdır ? diye düşünürsün o an , kızın saçından tutup " ulan karşındayım işte,sen bana ne hikaye anlatıyorsun" demiş midir içinden ?



Sessizdir ya ,azılı bir kiracısı vardır, sahtekar ve sokak arası mafyası tipli biri, Ufuk Bayraktar yine bir rolün hakkını vermiştir . (Uyarı: +18 )
Bir de o karşısında sustuğu kıza laf söyletmez, öfkelenir . Orada ben olsam ümüğünü sıkardım Ufuk abi senin dersin, ama dedik ya , sevmek susmaktır işte !



tıkla





Bilmem, öyle işte

İnsanlar üzerinde hakkı olduğunu sanan herkesten uzak durdum, beni köleleştirebilirlerdi. Herkes kendi ile barışık olsun bırakın insanlar kendi ile barışlarını kendileri gerçekleştirsin. Odanda oturup perdelerin arkadasından dünyayı yaşamak ve yaşadığını sanmak , insanları anlamak ve yargılamak sadece bir sanrıdır. Gerçek sokakta,mahalle aralarında,ormanda,binalar arasında , bireyin birey olduğu her yerde .Sen evde tek başına bir birey değilsin seni birey yapanlar olmadan; sadece kendi karamsarlığı ve egosu zevke gelmiş erekte bir kişiliksin , çükünün doğrusuna yaşa git işte , sonun "kaygan delik"ten başka bir şey olmayacak.

Fikrinde özgürsün ama sadece kendini dışına itebileceğin muhteşem bir bütünlüğün parçasısın sen , İNSAN ! Farklısın , özgünsün ama özgür değilsin asla , bu bağ seni sen yapıyorsa eğer , boşa haykırma ! İnsanlara saygı duy , kendini istersen bok çukurunda yüzdür , aşağılık gör , hiç say .

Tüket bakalım !

Tüketiyoruz, evet, birbirimizi tüketiyoruz , sadece malları .Birbirimizi mallaştırıyoruz adeta ! Tüketiyoruz birbirimizi severken, arkadaşken. Hep bir alışveriş hesabı ve bir taraf hep kazançlı . Sevişirken bile yarışıyoruz tüketmek için , kim daha erken boşalırsa kârlı ! Hangi el olduğumuz çok önemli, alan el mi veren el mi , biz hangisini tercih ediyoruz acaba ? Neden ? Hangisi üstün ? Belki de biz ikisinin de haricindeki bünyeleriz, ha, ne dersiniz ? Daha vahim veya daha iyi , size kalmış.

Tüketiyoruz, maddi olan maddesel olanı da değil hem. Çünkü evrenin dengesinde madde hep var ya da zaten hiç yoktu. Hangisine inanıyorsan . Parayı değil “değeri” tüketiyoruz, sevgiliyi değil “sevgiyi”  tüketiyoruz .Bir arkadaşı kırdığımızda “dostluğu” , annene babaya azarı çektiğimizde “bağı” tüketiyorsun. Borç yiyen kesesinden yer demişler evlad, bilerek veya bilmeyerek, sınır tanımadan tüketiyoruz.

Organik diyoruz,bilim diyoruz, üretim diyoruz ,ekiyoruz,biçiyoruz ama farketmiyoruz üretelim derken doğayı tüketiyoruz. İlaçlar,suya döktüğün yağlar,kimyasallar tabi bunları kim sallar ! Bir yandan molped bir yandan ipad derken reklam reklam gözlerimize tecavüz ediyorlarken susuyoruz, farkında mısın , kendin olmayı tüketiyoruz. Aptal kutular başında koyundan öte farkımız kalmıyor,ne derlerse yapıyor , ne reklam ederlerse alıyoruz , itaat ile tercihi karıştırıyoruz ve bunlar gibi nice kavramı tüketiyoruz,yok ediyoruz.

Teknolojinin göbeğinde yaşıyoruz, elli yerde hesap açıyoruz, ifşa ediyoruz, olur olmadık yerde dilimize sarıyoruz  başkalarının gizlerini, dedikoduyu seviyoruz ; “mahremi” tüketiyoruz. Bastıra bastıra bir hal olunan hislerden sebep sokakta rahat yürüyemeyen kadınlarımız var olduğu gibi sokağı arkasına takma çabasında olan kadınımız da var. Bak işte, sokakta  “etiği-ahlak”ı tüketiyoruz.

Marka da marka ! Converse, Dior yazsa kedi postu bile giyeriz ! Koşuyoruz o markadan şu markaya “mall” oluyoruz . Durup bu işte bir “mall”lık var demeden hem de , “shopping center” lar hayatımızın merkezi olmaya başladı. Eskidendi o “seneye de giyersin” olayı , şimdi derdimiz “bugün ne giysem” . Dolaplarımız kıyafetlerle dolu olmasına rağmen alıyoruz da alıyoruz, bir kere giyip atıyoruz kenara, sonra Somali’deki çocuklar için sokak hayvanları için bağırıyoruz, “samimiyeti” tüketiyoruz.

Özeniyoruz, tamam , yaşamak ta başlı başına bir özenti değil midir ? Senden başka yaşayan olmasa burada durur muydun ? Birileri gibi olmak adına , çağdaş olmak adına dilimizi nasıl kullanıyoruz. "Self kurallarımızı absorbe edememişken , dilimize yeni idyomlar entegre ediyoruz, kelimeler katıyoruz" . Dil dile değmeden dil tükenmezmiş, artık böyle değiştiriyorum bu sözü !

Nasıl bir göbek bağımız var ki anlaşılmaz bu bitirme çabası ile. Kız bir adam seviyor, yada adam bir kız seviyor,  iki gün sonra onu da kenara bırakıyor. Umutları, hayalleri, saygıyı ve -eğer varsa- aşkı tüketiyoruz.

Göt kadar dünyada bu kadar insan  ne yapıyoruz ? Zamanı tüketiyoruz ve algoritmasını tutturamıyoruz. Ya kalabalık yaşıyoruz kendimizi unuturcasına ,   ya da öyle yalnız kalıyoruz ki sigara çıtırtısından öte gürültü yok . Giden senden benden gidiyor evlad, kendi bütünlüğüne verdiğin zararın farkında ol .

"Tüketiyoruz o halde varız "
Tükettikçe tükeneceğiz, çünkü malız ...





BİRİ
















ne kadar çok asfalt dökülse de yollara
bir kız kötü yola düşer mutlaka
biri sevgilisini düşünür hayatın anlamı gibi

genelevde bir adam bir kadına
tüm cevap şıkları biraz da kendisiyken
“buraya nasıl düştün” diye sorar

meşhur ve yabancı mağazaları
kapıcı kızları süpürür geceleri
biri namusu kirlenmesin diye canını verir
gece morg bekçisi bir güzel düzer onu
böyle gelmiş böyle gider der biri
“haadii leenn” der bir diğeri
ama esas mekanizmaysa başka biri
birinin hayal gücü zengindir ama hiçtir
biri hayal kurmaya bile adam tutar zengindir

biri zayıf alır matematik dersinden
zayıf veren öğretmen ay sonunu hesaplar
biri boş vakitlerinde su sporları yapar
birinin dolu vakitlerinde evini su basar
kahvede televizyonda laleli yangını seyredilir
“yazık ulan bu nataşalara daha gençlermişde
daha çok düzülürlermiş” der gülerek biri

biri tam otuz yıl sonra çıkar hapisten
habire ev alır biri habire araba alır biri
bir martı ölür kimseye gazeteye ilan vermez
garsona asgari ücret kadar bahşiş verir biri
biri haberlere konu çıksın diye intihar eder
herkes benim gibi olsa dünya ne güzel olur der biri
birinin doğum günüdür şimdi birinin düğünü
biri ölmek üzeredir biri hamile kalırken

biri biri bile değildir tipten kaybeder o biri
biri hayat pahalı der günde yüz kişi ölürken

biri akşamdan kalmadır akşamın haberi yoktur
biri sevgilisine mektup yazar kompozisyon gibi
televizyona dalar biri yakar yemeği

biri birine çarpar iki hayat değil de iki yumurta sanki
trafiğe küfreder biri yolcunun bacaklarına bakarak

altı milyar insanın boku nereye gidiyor der biri
birinin taksidinin son günüdür onu düşünür

biri bir kavgayı ayırayım derken boşu boşuna ölür
eroin krizine girer biri çırpına çırpına yürür

biri köpeğini gezdirir biri bebeğini
köpek losyon kokarken bok götürür bebeği

biri memlekete sadece televizyonda üzülür
yeter ulan memleket de biraz bana üzülsün der biri

birinin bir dişi altındır kıçı gümüş kaplama
birinin teneke kadar değeri yoktur bit pazarında

bir türlü anlam veremez dünyanın döndüğüne biri
dünyayı döndüren enerji nerden gelir kim verir
nerde kalacak bu millet nerde bu devlet der bir diğeri

birinin evine hırsız girer birinin evine polis
biri çöpten ekmek ararken çöplerden heykel yapar biri

serçelerin nüfusu artıyor mu azalıyor mu
fantom niye ormanda on kaplan gücündedir
düzen mi düzülen mi asıl eşcinseldir
ne olacaktır bu fenerin hali allah aşkına
geyik sardıkça sarar kahvede çaylar tazelenir
sur dibinde atlar kesilir kedilerden kokoreç yapılır

hayat çok mantıklıdır insanlar güzeldir der biri
dünyayı hayatı bu hale uzaylılar sokuyormuş gibi
insan toprağa dönüşür topraktan çiçek biter
biri birine verir o çiçeği sevişir hayat sürer
biri ölürken biri dirilir biri ağlarken biri sevinir

biri geç kalırken biri erken gelir birine

biri severken biri ayrılır biri ah derken biri oh der
adları değişik olsa da hep aynı gün yaşanır
yoksulluk dünya da o kadar zengindir ki
açlık ingilizceden bile en birinci lisandır

biri bunları yazar başı göğe mi erer
biri bunları okur ya sever ya küfreder


metin üstündağ

Holy Crap !


 

 Holy! Holy! Holy! Holy! Holy! Holy! Holy! Holy! Holy!
Holy! Holy! Holy! Holy! Holy! Holy!
The world is holy! The soul is holy! The skin is holy!
The nose is holy! 
The tongue and cock and hand and asshole holy!
Everything is holy! everybody's holy! everywhere is
holy! everyday is in eternity!
Everyman's an angel!
The bum's as holy as the seraphim! the madman is
holy as you my soul are holy!
The typewriter is holy the poem is holy the voice is
holy the hearers are holy the ecstasy is holy!
Holy Peter holy Allen holy Solomon holy Lucien holy
Kerouac holy Huncke holy Burroughs holy Cas-
sady holy the unknown buggered and suffering
beggars holy the hideous human angels!

Holy my mother in the insane asylum! 
Holy the cocks of the grandfathers of Kansas!
Holy the groaning saxophone! Holy the bop
apocalypse! Holy the jazzbands marijuana
hipsters peace & junk & drums!
Holy the solitudes of skyscrapers and pavements! 
Holy the cafeterias filled with the millions! Holy the
mysterious rivers of tears under the streets!
Holy the lone juggernaut! Holy the vast lamb of the
middle class! Holy the crazy shepherds of rebell-
ion! Who digs Los Angeles IS Los Angeles!
Holy New York Holy San Francisco Holy Peoria &
Seattle Holy Paris Holy Tangiers Holy Moscow
Holy Istanbul!

Holy time in eternity holy eternity in time 
holy the clocks in space holy the fourth dimension 
holy the fifth International holy the Angel in Moloch!
Holy the sea holy the desert holy the railroad holy the
locomotive holy the visions holy the hallucina-
tions holy the miracles holy the eyeball holy the
abyss!
Holy forgiveness! mercy! charity! faith! Holy! Ours!
bodies! suffering! magnanimity!
Holy the supernatural extra brilliant intelligent
kindness of the soul!”
 

Allen Ginsberg

Dün Sabaha Karşı







 dün sabaha karşı kendimle konuştum
ben hep kendime çıkan bir yokuştum
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim kendimle vuruştum

özdemir asaf

Tabutta Rövaşata

    Yansmalar - bab-ı esrar Müziği aç ve öyle oku , film vurmaz beynine yoksa !

Eski parayı hatırlatarak başladı film, sabahçı kahvesi, sarı , reis ( Tuncel Kurtiz), kanyak mı vodka mı ?

Mahsun olmayan ve hesapsız yenilen bir dayak gelir bir bmw için daha beşinci dakikada, üzerinde "çıkma bir gömlek" . Arabaya binersin, fanı açar ısınırsın. Bakarsın kimse yok bas gaza ,yolda bir köpeğe çarparsın.İçi kıyılır, Bab-ı esrar , on dakika dokunur kafana kafana “ayyyyy ayyyyy “ diye diye. Çaya öyle bir sarılırsın ki, ellerin mi yüreğin mi üşümüştür anlaşılmaz. Bir yabancı kadının yüzü nur ile görünür gözüne.Kimdir, seninle aynı yerde ne işi olur, burası kimsesizlik mekanıdır, burası bir tuvalettir,şehrin dışkıları vardır .Bu kadar güzel bir kadın ne arar burada. Olsun,kadınlar iyidir !

Bir sabahçı kahvesinden cenaze kalkar, cemaat beş kişidir , hak helal olmuştur . Tabut bir kayık alır gider bir arkadaşı. Kemal, sade bir şekilde ölmüştür kalabalıklığına uygun olarak. " Beyler koalisyon" budur işte. "Sor çıkma ekmek var mı" diye üzerinde çıkma gömlek gidersin markete. Ha, "pamuk var mı? "  unutmadan. Yok "ama arkadaşlar iyidir" !


Ah Mahsun Süpertitiz (Ahmet Uğurlu), komser ona dayak atmakatan sıkıldı o sıkılmadı. Gardiyanlar sıkıldı, hakimler, savcılar, memleket sıkıldı, memurlar amirler, psikologlar, doktorlar sıkıldı ,hastanaler sıkıldı,  ama o sıkılmadı. Süper-titiz bir İstanbul ,bir çıkma insanın memleketinin filmidir .Tarihi tavus kuşu ve bereketi Rumeli hisarında .Bilet almadan göremez çok sevdiği kuşları Mahsun. "Eski çamlar bardak olmuş"tur. "Hani"dir o kahveler. "Modern hayat bizi birbirimize daha çok benzetiyor"dur muhabir kadının dediği gibi."Ne zaman dar bir yola girsem, o yolda bir masa varsa,masada da çorba içeni görsem geri vitese alıyorum" diyerek tezi çürütür Reis, ama olsun insanlar iyidir !

 Topun ağzında yaşamaktır Mahsunun ki, patlamaya ve patlatılmaya hazır. Süpertitizin suç haberi ve aradaki reklamda da " şişman sosis,tombul sosis".  Açık kalan televizyonu herkes izler, reklam her türlü kazandırır , 
mesaj açık : Televizyon kötüdür !


"Çıkma" insandı Mahsun , her büfede bir şarapçı için ayrılmış ekmek gibi. Onun alanı olmadı ve çok sevdiği bir tavus kuşunu bereketini düşünmeden, açlığına yenik düşerek yemek üzereyken yakalandı . İnsanı anlatıyordu bu sahne, hem o kadar sevmek hem de açlıktan ölmemek için çalmak ve yemek. Sevmek de böyle değil mi , hem seversin hem de en aç zamanında canın çeker sevgiyi,sevgiliyi; yersin! Olsun, yokluğu öldürse de sevgili iyidir !



Değeri bilinmemiş bir oyuncu Ayşen Aydemir ,filmde eroinman kadındır. Bu filmle ödül almış, aslında alamamış o gün ölmüştür. Filmi tamamlayan da bu oldu sanki, daha ilk filminde attığı rövaşatadır türk sinemasında , ödül gününde, tabutunda !   Ayşen Aydemir iyiydi , net !



            İstanbul filmidir , yedi tepeli bu çıkma şehir , herşeyine,herkesine rağmen iyidir !
          "Bu filmi biz yaptık " diye biter bu Derviş Zaim filmi . Eser bizim eserimiz insanlar !
                                               
                                                      " Eeee ne yani ?" diye sorarsan 
-Yani,arkadaşlar iyidir


Arzuhal


İnsanlar sokakta bir birine omuz atmasın 
Gitmeyecekmiş gibi geldiğini düşünme dünyaya
İhtiyaç analizi yapılsın alışverişten önce
Yataklara tüketim mantığı sokulmasın, erken boşanmaya hayır !
Sanal alemde göndermeler yapacak kadar uzaklaşma dostlarından
İnsanlar birbirinin duvarına işemesin, duvar olmasın hatta
Evinde mutlaka güneş gören bir odan olsun
Oturduğun sandalyeye minder koy , sonu kötü olur yoksa
Bazen milyon tane tohum ekersin biri tutar, alış buna

KAL/I/P






Alemdar gecelerin nankörüyüm ben
Elimde boş sayfalar
Dökülmüş masama kelimeler
Bezlere akmış mürekkebim
Silinmez satır sonlarında
Dalıp giden kuğu kanadı gibi
Su üstünde titrek
Yaprak yaprak açılan mavi
Renginden korkan gökyüzüyüm.

Adım başı kar tanesi
Nurun soğuğu
Esmer bir maden işçisiyim
Afrika’da bir yatakta ölürüm
En dipte gömülü beyazım ben

Kulak arkası çentik çentik günlerim
Durup soluklanmaz bir maraton gibi
Koşarak sona hedeflenen
Fakat ne fayda çocuk
Koşamıyorum dağlarda çayır çimen
Sahil boylarında elimde bir fener
Kıvılcımlara kan dolduranım ben


Herkes herkesi severken
Aynalarda çoğalan
Esmer bir ten
Beyaz bir kostüm
Bir fular boynumda
Kırmızıya düşkün bir yürek
Cana hasret bir avcıyım ben