Arda kalan sessizlikmiş insanların dudaklarında her öpüşten sonra
Yağmur suyu bile (p)aklamazmış günahları
Şimşekler ! sinek vızıltısı kadar olsa daha iyi
Ruh duymazmış kalabalıkken
Asıl olması gereken kulak arkası edilmiş
Keşlerin sigarayı "bir gün canım çeker de yakarım" diye sakladığı gibi
Yani korkusuz yaşamak utanmamak kendin olmak
Hep açlığın can çekiştirdiği anlara saklanmış

Unutmuşuz be;yaşayacağımızı yaşayıp geldiğimiz bu dünyada
Anne rahminden ardakalan; İnsan olmakmış   

ODA


ODA=ADA
Evin doğası sessizliktir. Odalar, sofalar,
merdivenler, döşemeler sessizlik eğirir.

SESSİZLİK İSTER EV.

Kapı yolları yumağıdır ev. Bu keçi yolları besler
onu. Böyle bir sessizlik, sınırsızlık saçar.
Her şey de bu sessizliği dolu dolu yaşar.
(Evde paylaşılan tek şey de budur.)

Odadır, ev.

Bir ada.
(Kendi halinde)
Bir içe çağrı.
Kapalılığa, yalnızlığa övgü.

Ama biz bir evi görürüz hep.
Oysa ev seyircidir.
Gezinir, yokmuş gibi yaşar.
Açar kapar kapıları
Evde her şey birbiri için vardır.
(Kapalılık bunu gerektirir.)
Oda yalnız kendisi için yaşar.
Her durumda düşe çekilir ev.
Oda hep uyanıktır.
Her şeyi konuşur oda.
Her şeyin de bir anlamı vardır.
(Hiçbir şey anlamdan kurtulamaz.)

İnsan bir adadır.

Oda: Bir dünya.

 

 

İlhan Berk

Kafamdaki Saçmalar 1


-Sahipsiz dediğim sokakların çöpçüleri geride bıraktıklarımızın bir albümünü yapsa .

-Ne ben sana yalan söyledim , ne de sen yalanım oldun 

-Gölgen olsam bile sana uzak olurum , özlemimi sen anla 

-Uzun uzun sohbet etmeliyiz seninle , konuştukça konuşmalı,susmamalısın. Yani şuan olduğu gibi sesin kulaklarımı doldurmalı hep  

-Yüksek çözünürlüklü , bol pikselli , "..... " uzantılı kitapların okuru olacak bizim çocuklarımız . 

- " Arifin manchester'a attığı golü arıyordum"  sana geldim .


- Kahverengi , ne zamandan beri "kahve" rengi ? Ondan önce ne idi acaba ? 

- Aynı anda kaç kişiyi sevebilirim yarışı vardı beynimle aklımın post-ergen dönemimin ilk günlerinde

-  Yalanlarım tükenince size doğruyu söylemiş olacağım

- Çoğalan birçok şey  - insan bile - zarar vermiş bu dünyaya

Tekiller

*Hep bir şeylere yazıyorum ya sanmayın  ki kendimi buluşumdan uç beş satırda
Arıyorum  kır çiçeklerimi geçen kış kaybettiğim.

*Tanrım,söylediklerim mühim değil de
Ah bir duysalar dillendiremediklerimi

*Yazdıklarım  yazamadıklarımın tesellisi aslında
Belki de ben hiç yazmadım 
Çünkü zaten yazılandım çoktan yazılmıştı hayatım


*Hayatın grameri vardır
Bizde yaşıyoruz yalnızlığı
Biliyoruz ki
Yalnızlık da yazıldığı gibi yaşanır


Geceye Düşkünler

                                                              


                       -1-
 
Tek kelimeyle başlarız sevmeye ama
Kısa zamanda koyuna giren sevgi değil
Öyle aniden düşmez  kalpten dile
Biz dalında severiz dudu
Ölesiyedir kırmızıya vurgunluğumuz
Çünkü ne candan cayarız
Ne erdeminden yalnız gecelerimizin

Ter değmemiş gecelerimize
Öyle birkaç adımla ulaşılmaz
Biz beklemeyi
Emeği  severiz
Ondandır
En çok da yıllanmış şarap içeriz


Biz yüce de sevmeyiz
Varsın olsun be saki
Biz yedi can cüceyiz
On dört elden asılırız pamuğu
Hallaçı elimize düşer sımsıcak
On dört ağızdan şair oluruz
Kelimeler sarhoş ederken
Yedi cam şişeyiz biz.

Reçete




Prospektüsüm yok ki  okusan
Aşk karnına
Üç öğün seviş benimle
     

   İncir yaprağı , ilk otosansürüdür insanoğlunun 
   Şehvet de gizem de oradan kalma    

Beyaz Mantolu Adam

Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken de başarısızdı. Küçük kaplar içinde mısır satmadığı için, çocuklarla ve kuşlarla birlikte, başkaları adına sevap işleyemezdi; ayrıca, ne kırmızı cüppeli bir müneccime benzeyen ihtiyar gibi tekerlekli ve meşin duvarlı ve öğle tatilinde ön duvarı bir kepenk olup sahibini kapatıveren kulübede yaşıyordu, ne de şişman kötürüm gibi nazar boncuklarını ve tespihlerini ve çakmak taşlarını artık satamadığı anda gaz pedalına basıp motosikletli tezgâhıyla oradan hemen uzaklaşabilirdi. Sermayesi ve görünür bir sakatlığı yoktu. Belki, yoldan geçen birini durdurup, hastaneden yeni çıktığını ve hemşerisi inşaat çavuşuna gidecek parası olmadığını söyleyerek köylü taklidi yapabilirdi; fakat, konuşmadığı için, bu bakımdan da basan kazanması oldukça güçtü. Caminin duvarına yaslanmaktan başka ilgi çekici bir eylemde bulunmuyordu. Hatta henüz avucunu açma teşebbüsüne bile geçmemişti. Bununla birlikte, güvercinlerin ve mısır kaplarının ve caminin eğimli bir duvar çıkıntısına dizilen cinsel ve dinsel kitapların ve halkı bazı toplumsal kötülüklere karşı uyaran ve ağaç gövdelerine sarılan gazetelerin ve makbuz mukabili iyilik işleriyle uğraşanların yoğunlaştığı sırada, onu sakat sanan başörtülü ve çarşaflı kuru bir kadın, bu gönülsüz dilencinin avucunu çevirerek içine biraz para koydu. Belki de o sırada oldukça yüksekte duran güneş yüzünden gözlerini kırpıştırdığı için paraya bakmadı; belki de gözü, caminin iç avlusunda oynayan çocuklara takıldığı için avucunu kapamayı unuttu. Bütün bunlar, günün ilk hayırseveri biraz uzaklaştıktan sonra olmuştu. Kadın onun yüzüne bakarken, bilerek ya da bilmeyerek hiç oynatmamıştı gözbebeklerini. Bu yüzden ilk müşterisi onu kör sanmıştı. Avucuna düşen başka bir paranın sesiyle kendine gelir gibi oldu: Kendisi gibi elbisesi yırtık, sakalı uzamış bir adam gördü başını kaldırınca. Sonra, eski bir halıdan yapılmış torbasını sinirli hareketlerle karıştırarak bozuk para çantasını arayan genç kız çıktı karşısına; büyük bir para elini ağırlaştırdı, öteki bütün paraları kapadı.

Gecenin Öteki Yüzü



"Ateşin var mı? Sigara içmez misin? Allah bilir rakı da içmezsin... Konuşmasını da bilmezsin, di mi? Kuşları da sevmezsin, çiçekleri de... Söyle, öyle değil mi? Çocukları? Canın çekmez mi hiç keyfetmeyi? Parayı sever misin parayı? Onu da mı? Erkeklerden nefret ediyorsun he? Eee, sanada bu yakışır! At kendini denize, ne duruyorsun? "Boşuna bu Dünya!" de be! Benim yarı yaşım kadar bile yoksun. Güzelmişsin de, derdin mi çok he? Benden de mi çok? At kendini şurdan denize, seni o paklar... Madem ateşin var ne duruyorsun karanlıkta? Haydi koş hayata! Hey bre Karacaahmet, kara mezarlık! Sana gelmiyorum işte, Var mı diyeceğin? Yorgo nun meyhanesine gidiyorum daha çok beklersin çoook..."

İnsan dilsizdir kendine, hep başkalarından duymak ister  











Olması gereken bir şeydi
Bir yudumda içildi

İçi can 
İçi kızıl bir şişeydi

Kadınım 
Kan şişem





" Il tuo posto era qui' vicino a me "


Ore d'Amore non ho
per non innamorarmi piu'
io non ho che momenti
parlo soltanto se devo
e non chiedo
a nessuno mai
di restare con me
e solo te che vorrei
soltanto te


Il tuo posto era qui'
vicino a me
io guardare non so
dove non sei
gli occhi miei
sopra ai tuoi
e poi e poi...


Ore d'Amore non ho
per non innamorarmi piu'
dopo te
non ho amato mai
e solo te che vorrei
soltanto te


Il tuo posto era qui'
vicino a me
io guardare non so
dove non sei
gli occhi miei
sopra ai tuoi
e poi e poi...


Ore d'Amore non ho
per non innamorarmi piu'
dopo te
non ho amato mai
Ore d'Amore non ho
per non innamorarmi piu'

NAR / THE POMEGRANATE


Bir zamanlar, bir narın tam ortasında yaşardım.

Bir nar tanesinin içindeki çekirdek dedi ki: “Birgün ağaç olacağım ve rüzgar dallarımda şarkı söyleyecek, gün ışığı yapraklarımda dans edecek, mevsimler boyu güçlü ve güzel kalacağım”.

Ardından başka bir tanesi konuştu: “Senin kadar gençken, ben de öyle sanırdım. Ama artık boyumun ölçüsünü aldım, gördüm ki umutlar boşuna.”

Bir üçüncüsü dile geldi: “Bence içimizde öyle parlak gelecek vaad eden hiç bir şey yok.”

Dördüncüsü dedi ki: “Ama daha güzel bir gelecek yoksa hayat manasız bir şaka olur.”

Sonra beşinci: “Ne olacağımızı tartışmanın ne manası var? Ne olduğumuzu bilmiyoruz ki.”

Cevap altıncıdan geldi: “Ne olursak olalım, var olmaya devam edeceğiz.”

Yedinci konuştu: “Ne olacağımızı çok açık görebiliyorum. Ama sözlere dökemiyorum.”

Ardından sekizinci konuştu, sonra dokuzuncu, sonra onuncu, derken hepsi birden- sonra gürültüden hiç bir şey duyulmaz oldu.

İşte o gün bir ayvanın ortasına taşındım, orada çok az çekirdek vardı, hem de suskundu hepsi.


THE POMEGRANATE 

Once when I was living in the heart of a pomegranate, I heard a seed saying, "Someday I shall become a tree, and the wind will sing in my branches, and the sun will dance on my leaves, and I shall be strong and beautiful through all the seasons."

Then another seed spoke and said, "When I was as young as you, I too held such views; but now that I can weigh and measure things, I see that my hopes were vain."
And a third seed spoke also, "I see in us nothing that promises so great a future."
And a fourth said, "But what a mockery our life would be, without a greater future!"
Said a fifth, "Why dispute what we shall be, when we know not even what we are."
But a sixth replied, "Whatever we are, that we shall continue to be."
And a seventh said, "I have such a clear idea how everything will be, but I cannot put it into words."
Then an eight spoke--and a ninth--and a tenth--and then many—until all were speaking, and I could distinguish nothing for the many voices.
And so I moved that very day into the heart of a quince, where the seeds are few and almost silent.

H. CİBRAN        

Çeviri : Ümir Ünal

FAITHLESS'e ekleme . . .



Yalnızlık bir kitle imha silahıdır ,
Sevişmek , küçük öçlekte bir imal .






Ne kadar çok kırmızı ışıkta duruyoruz , geri kalan ömrümüze can / kan biriktiriyoruz sanki

" the reason why "





Arar durur insan hep iyiyi doğruyu kendine onu layık görmüştür çünkü. Her dönemeçte bir kez daha sorgular yolunu yön dediği şey yüreğinde kaybolmuştur çünkü. Öyle ki, aynalara bakar iç çeke çeke özendiği bir “ben” vardır çünkü. Ne kadar tarasa saçlarını olmaz, dudakları ruj tutmaz; tenin güzelliği saklanamaz çünkü.

Koşar da koşar , be hey akıllım, üryan bakışlım durup da kendini dinleyemez, zaman kaybıdır çünkü . Eee zordur be kulak vermek vicdanına her zaman ,eli kendi üstünde olan bir tek vicdandır çünkü. Mutlu sonu ararız ,o da kitaplarda anca yaşarken bulamamaktan korkarız çünkü. Oysa her romanın kötü kahramanı vardır, biz de hayatımızın kötüsü olmak istemeyiz çünkü.

Her seven bir gözyaşı saklar sandığında bu acının değil sevginin tesellisidir çünkü. Her kapı çaldığında bir heyecanlanırız bu misafirin değil umudun gelişidir çünkü. Nergisler kurusa da saksı atılmaz baharı beklerler tazelik için çünkü . Lalede soğan gibi kokar aslında, sevene tebessüm, hasrete gözyaşıdır çünkü.

Aşk, hiç gelmeyesi özgür bir kız gibidir, canı kimi isterse onu seçer çünkü. Akıl kafa çevirirmiş her sevdiğimizde, ah be kardeşim göz var nizam var çünkü. Velhasılıkelam, dostlara çokça da selam Malum uzaktayız, yanyana olamayız çünkü. Sesimiz ulaşsa yeter diye oyalanır, teselli buluruz , ne yapalım; bizi bağlayan düğümler yüreklerimizdeki seslerdi çünkü.       






Sİgara , ruha yararlıdır




Bazen sigarasız kalır insan,titrer eli ayağı,
Kadehte buz olsa nafile,içer, içer, içer . . .
Yanar !

Kafa hep güzel olur, cümleler kaymaya başlar ama,
Çok konuşsa da hep vardır diyemedikleri.
Mesela, kimse diyemez bir başkasına hatasını , yanlış yaptığını,
Sebepsizce ! Belki, kırılmasın diye görmediği bir bağ !
Yahut, sevindiğine sarılamaz öyle içten bazen, Öyle olur ki ,
Karşısında, sen de taş, ben diyeyim bir dağ !


Her genç kızın başına gelir de bizim gelmez mi ?
Herkes güler bu söze değil mi …
Bir kız gibi, kızımızmış gibi sakındıklarımız ,
Sandıklarda sakladıklarımız olur.

Susar, dinler belki hissetmez,
Konuşur , ama hep vardır geriye kalan sözler.
Bakar durur beyhude, hep arar insan . . .
Dedim ya sigarasız kalır, eli ateşe gider, 
Ciğeri yanar !                              



Bilen bilir 
Ben hiç doğum günü kutlamadım
Çünkü mumlar umuttu
Aydınlanmak içindi hep
Söndürmek için değil
Ben hep öyle bildim
O niyetle yaktım mumlarımı
Umutlarımı ....